Yorum 0

Adam Olacak Çocuk

Bu bloğa yazmaya ilk başladığımda aslında arkadaşlarımın blogları benim için ilham verici olmuştu, bir de bunun üstüne internette araştırma yaptığım herşeyin de eninde sonunda bir blogda yazılmış ve deneyimlenmiş olması da beni cesaretlendirmişti.
Evet, kararlıydım, blog yazacaktım, tıpkı eskiden yazılan günlükler gibi, suya yazar gibi olmasa da hissettiklerimi yazıya dökecektim. İlk aylar çok azimli bir şekilde yazdım, ilk ayların bir özelliği de herşeyin benim için yeniden keşfediliyor olmasıydı.
Zaman geçtikçe ben biraz üşenmeye başladım, çalışma hayatına geri dönüşümle de harika bir bahaneye sahip olmuştum. Yazı yazacağım ama çok yorgunum diye kendimi haklı buluyordum.
Bu şekilde geçen zamanın sonunda gördüm ki, eğer ben istersem o yorgunluk da yok olur, yeni konular da elbet bulunur.
Kızım artık bir bebek değil, ama onunla birlikte dünyayı tekrar keşfetmek, bazen onun gözünden dünyayı ve insanları görmek hala çok keyifli. Bununla birlikte, daha paylaşacak çok şeyim var.
Artık bakım konusunda deneyimliyim, ama eğitim ve iletişim konusunda daha çok yolumun olduğuna inanıyorum. Annelikte hiçbir zaman deneyim ön plana çıkamıyor, çünkü çocuğun büyümesiyle farklı olaylar ve olgular üzerinden değerlendirme yapılıyor. En önemlisi sevgimizi hiçbir zaman göstermekten kaçınmamak. Bu sayede kızsak, bağırsak, üzülsek ve üzsek dahi her zaman başına yaslanılacak bir omuz, arkasına dayanabileceği kocaman ve güvenli bir sırt, en önemlisi anne dediği anda dünyayı bir yana bırakıp onu birinci plana alabilecek birinin olduğunu bilmesi çocuğumuz için yeterlidir diye düşünüyorum.
Annelik ve babalık gerçekten zor zanaat, sanatçı olmayan kişiler için dünyaya miras bırakabileceğiniz en güzel eser, tabii sonunda gurur duymak istiyorsanız, sizin de gurur duyulacak davranışlar sergileyip örnek olmanız gerekiyor.
Umut dolu yarınlarda güçlü, ahlaklı ve bireyselden çok toplumsal da düşünebilen bireyler yetiştirebilmek dileğiyle...

Devamını oku...
Yorum 1

Anne Ben Büyüdüm

Bir anne için çocuğu ne kadar büyürse büyüsün küçük kalır. Çocukların katlanamadığı bir durumdur bu zaman zaman. Artık büyüdüğünü ailesine kanıtlamaya çalışan çocuk, "Sen daha küçüksün" yanıtını almaktan çok hoşlanmaz.
Ben de anne olana kadar bu durumu çok anlayamazdım. Yonca doğduktan sonra ne zaman ona baksam aklıma hep doğduğu andaki hali geliyor. Anne ve babaların neden bu sözü söylediklerini daha iyi anlıyorum. Bir yandan bebeğimin büyümesini izlerken diğer yandan doğumunu hatırlamak bana hala onun çok küçük olduğunu düşünmemi sağlıyor.

İleride bir şeyler olduğunda ben de Yonca'ya "Sen daha küçüksün" diyeceğim ve bunun karşısında alacağım yanıtı çok iyi biliy
orum: "Anne! Ben büyüdüm".
Devamını oku...
Yorum 2

Çocuk da Yaparım, Kariyer de!

Nil Karaibrahimgil'in çok sevdiğim bir şarkısıdır. Önüne bariyer konulsa da bir kadının kafasına koyduktan sonra hem çocuk, hem de kariyer yapacağını anlatır şarkıda.
Gerçek hayatta bu biraz daha karmaşık tabii ki. Çalışan anne doğum hazırlığına girmeye başladığı anda ona karşı bakışlar anında değişir. Artık domestik olacağını düşünenler, işkolik görüntüsünden uzaklaşacağını hayal edenler çok üzülürler bu yeni durumuna. Artık anne adayı sadece göbeğiyle ilgili tepkilere maruz kalacak ve bu iş doğuma kadar böyle devam edecektir. Doğum iznine çıkan anne adayı biraz kendiyle baş başa kalır ve sabırla bebeğin gelişini bekler. Gel gör ki, bu süre sanki geçmek bilmez ve bebeğine kavuşmayı bekleyen annenin gözleri karnına odaklanır, durur. Vakti dolup bebek yola düşünce heyecan başlar, anne artık bundan sonra farklı bir algıyla hayata bakmaya başlar. Bebeğiyle tanıştığı ilk andan itibaren durum değişir. Lohusalığın verdiği rehavetle annenin beynine oksijen ve bebekten başka bir şey gitmez.
Lohusalık geçip anne yavaş yavaş kendine gelince çalışma hayatına dair düşünceleri tekrar belirmeye başlar. Bir yanda bebekle geçen tarifi olmayan saatler, bir yandan yılların çalışma hayatının verdiği sorumluluklar, çalışma isteği, kendini yararlı hissetme, değer katma gibi doyumları olan hayatı vardır. İkisinden de vazgeçmek istemez, çünkü ikisinin tadı da ayrıdır. Günler geçer, aylar geçer ve anne artık ikinci hayatı, aslında bebekten önceki ilk hayatına döner. 
Dönüşü muhteşem olmuştur, ama bunun böyle olduğunu sadece kendisi düşünür. Bunun haricinde diğer kişiler artık ona sadece anne gözüyle bakar, işe yeteri kadar odaklanamayacak olacağını düşünür ve iş dağılımını buna göre yapmak isterler. Oysa çalışan anne öncekinden daha güçlüdür ve artık daha farklı yetilere sahiptir. Bu yetiler ona daha fazla sorumluluk verilmesiyle daha rahat ortaya çıkabilir. İş hayatı ve ev hayatı dengesini kurmasına yardımcı olmak için ona anlayışla yaklaşmak gerekir.
Eğer sağır kurbağa olup zirveye çıkarken kimseyi dinlemez ve onu zirveye çıkıştan alıkoyabilecek seslere aldırış etmez ve onu yolundan çevirebilecek herkese de yanıtını verebilirse çocuk da kariyer de yapacak, kariyerine yeni bir bakışla yaklaşabilecek, anneliğin avantajlarını işe taşıyabilecek ve başarıyla yoluna devam edecek güce sahiptir.

Devamını oku...
Yorum 4

Açılın, Ben Anneyim!

Anne olduktan sonra hayata daha derin açıdan bakar oldum. Önceleri bu konu hakkında ne kadar da sığ düşünüyorum diye bazen kendi kendime söylendiğim oluyor.
Tabii insanın algısı da bir nebze değişiyor. Alışveriş yaparken eskisi gibi ayakkabı çanta dolu vitrinlerden çok bebek mağazaları, bebek giysileri beni çekiyor. Bulunduğum ortamda aileler dikkatimi çekiyor. Ağlayan bebeklerin sesi kulaklarımda çınlıyor. 
Benim gibi birçok arkadaşımın da çocukları oldu ve konuştuğumuzda konularımız genelde çocuklar üzerine oluyor. Eskiden sanki hiç konumuz yokmuş gibi hissediyorum bazen. Ama konu konuyu açıyor ve herkesin konuyla ilgili söyleyecek bir lafı olduğundan konu başka bir konuya geçip dallanıp budaklanıyor. Hele ki yaşları yakın çocuklar söz konusuysa, birinin yaşadığını diğeri yaşamış oluyor, bir diğerinin özellikle o konuda farklı bir deneyimi oluyor. Yaşanmışlıklar, güzel hatıralar derken sürenin farkına varmıyorum.
Anneliğin zorluğundan, çalışma hayatıyla anneliği nasıl yürüttüğümüzden, yeme güçlüklerinden, uyku problemlerinden, bebek kazalarından, hafta sonu gezmelerinden, öğünlerin içeriğinden, annelik-babalık dengesinden, bebek gelişimlerinden, bebek davranışlarından, kısacası her konudan konuşabiliyoruz.
Aslında bu konuları tanımadığım kişilerle bile konuşabiliyorum. Sosyal ortamlarda rastladığım annelerle de kısaca bu konulardan biri hakkında sohbet ederken buluyorum kendimi.
Bazen de alakasız yerlerde bebeklerle ilgili konular konuşulurken rast geliyorum ve o anda söyleyecek bir sözüm olduğunu düşünüp "Açılın, ben anneyim!" deyip konuya müdahale etmek istiyorum.
Bir anne olarak bu konuda tek olmadığımı düşünüyorum, ne dersiniz?

Devamını oku...
Yorum 1

Anne Sporu

Bugüne kadar formumun sırrı defalarca soruldu. Merak edenlere açıklıyorum. Anne sporu yapıyorum. 
Anne sporu nedir diye merak ettiğinizi düşünüyorum. 
Bebeğinin veya çocuğunun peşinden koşarak aynı anda evdeki işleri tamamlama gayreti içinde olan anne, anne sporu yapıyor demektir. Tıpkı bir fitness salonunda verilen program gibi benim de anne sporu programlarım var. 
Hafta içi yoğunluğu işle birleşince akşamları sporumu yoğun olarak yapıyorum. Yonca'nın uyuması sporuma verilen ufak bir mola olarak sayılabilir. Uyku saatiyle beraber anne sporundan umutsuz ev kadını sporuna geçiş yapıyorum.
Bu sporun faydaları şöyle: Her daim fit oluyorsunuz, koşturmak, spor salonlarında ter atmak ve tonlarca para harcamadan evin içinde veya dışarıda bir güzel kalori kaybediyorsunuz. Çocuğunuz spor yapmanızdan oldukça memnun kalıyor.
Tabii yan etkileri de var bu sporun: Aşırı yorgunluk, uykusuzluk ve her daim şiş gözler...
Bu sporun bir diğer özelliği de istediğiniz zaman bırakamamanız. Anne sporu ömür boyu insanın kendini adaması gereken bir spor. Yıllar geçtikçe yapış şekli değişiyor, programda ufak tefek değişiklikler oluyor ama spordan vazgeçmek mevzu bahis değil. Tabii profesyonel bir sporcu olmak da hiçbir zaman mümkün değil...
Şimdi düşünün bakalım: Anne sporunu siz de yapmak ister misiniz?
Devamını oku...
Yorum 2

Sezar'dan yola çıkmak...

Jül Sezar, bildiğimiz adıyla Sezar, birçok şeye esin kaynağı olmuş Romalı liderdir. Sezar'la ilgili bildiklerimiz tarihin ötesinde salatasının zengin olduğu, şifreleme yöntemi, Temmuz ayına verdiği adı olarak sayılabilir.
Bunlar benim aklıma gelenler... Elbette ki farklı birçok şeye daha esin kaynağı olmuş veya başka yönleriyle de tanınmış olabilir Sezar.
Sezar'ın bu ünlü sözünü neredeyse bilmeyen yoktur: "Geldim, gördüm, yendim (Latince orjinali: Veni, Vidi, Vici)". Brütüs'ün Sezar'ı sırtından hançerleyen grubun başını çekmesiyle Sezar'ın "Sen de mi Brütüs?" dediğini neredeyse hepimiz biliriz.
Peki Sezaryen doğum yönteminin Sezar'dan geldiğini biliyor muydunuz?
Her ne kadar bununla ilgili internette doğru bilgi bulunamazsa da Sezar'ın annesinin de doğum sırasında ilkel bir yöntemle karnının kesildiği ve Sezar'ın bu şekilde doğduğu rivayet edilir. Kaynaklar Roma İmparatorluğu'nda bu tip bir yöntemin varlığından bahsetseler bile o dönemde bu yöntemle annenin canlı kalması pek mümkün olmadığı için doğru olmadığı savunuluyor.
Sezaryen yöntemi annenin doğumunda problem çıktığı durumlarda, prematüre doğumlarda, plesenta ve annenin enfeksiyon problemlerinin olduğu durumlarda ve bebeğin başının doğum kanalına girmediği durumlarda başvurulan bir yöntem. Son yıllarda sıkla rastlamamızın sebebi hamile bayanların normal koşullarda hamileliklerini geçirmemeleri. Kendimden örnek vermem gerekirse, hızlı tempolu, fazla mesaili çalışma saatleri, hafta sonlarının dolayısıyla yoğun ve hareketli geçmesi, uzun süre oturarak çalışma ve stres yükü ile bebekler hiç de normal olmayan bir süreç yaşadıkları için ben dahil etrafımdaki çoğu kadın normal doğum tecrübesini yaşayamadık. Gerçekten mümkün olsa acısına katlanarak denemeyi göze almıştım, fakat kısmet kelimesi burada devreye girdi ve benim için gerçekleşmedi.
Doğum işi zaten başlı başına bir stres, bir de buna öncesindeki hengame eklenince işte size çift çekirdekli stres yükü.
Doğumum öncesinde 7.ay kontrolümde doktoruma o malum soruyu sorduğumu çok net hatırlıyorum; "Doğum yöntemine ne zaman karar vereceğiz?". Doktorum biraz şaşkınlıkla, biraz olgunlukla benim sorumu yanıtlamıştı ve her şeyin o an için normal gittiğini, bu durumda zaten tek bir alternatif olduğunu, çoğu kadının vücut yapısının da normal doğuma uygun olmasından dolayı normal doğuma yöneldiğimizi söylemişti. Benim suratımdaki gülümsemeyi belki sonradan kendisi de fark etmiştir. Çoğu jinekologun sezaryene yönlendirdiği bir ortamda ben bu yanıta o kadar çok sevinmiştim ki sanki o an doğum yapmış gibi olmuştum.
Doğum öncesi iznime ayrılmadan önce herkes bana malum soruyu sormuştu; doğumu nasıl yapacağımı. Kendimi garantiye almak adına yanıtım çok netti: belli değil. Normal olacağını iddia edenler, zaten bu durumda kesin sezaryen olacağını söyleyenler olmuştu. Çok fazla kafamı bulandırmak istemesem de etkilenmiştim...
Gel zaman git zaman haftalar birbirini kovalarken benim için normal doğum olasılığı azalıyor gibiydi. Doktorum her hafta kontrol sonrası hala zaman olduğunu, daha bekleyebileceğimizi, ama ağrı, sancı hissettiğim anda mutlaka kendisini aramamı söylüyordu. Her gece yatağa yattığımda sanki sancılarla uyanıp gece yarısı hastaneye koşacakmışız gibi geliyordu. Eşim mışıl mışıl uyurken, ben karnımın büyüklüğünden, doğum heyecanından ve biraz da korkudan uyuyamıyordum. Günler geçtikçe sanki bebek hep karnımda kalacakmış, hiç doğmayacakmış gibi hissediyordum. O kadar çok merak ediyordum ki, bir an evvel doğsun, haftası dolmadan gelsin diye hayaller kuruyordum.
Dünya'ya gelen herkesin bir sebebi ve zamanı olduğuna göre kızımın da saati önceden belliydi, yalnız ben bilmiyordum tabii bunu. 41.haftanın bitiminde beklemekten bitmiş olan ben, her şeyi göze alarak hastanenin yolunu tutmuş ve bağlandığım NST cihazının bu sefer biraz inişli çıkışlı bir sayfa çıktısı sağlaması için dua ediyordum; çünkü, ne zaman bağlansam Yoncacık uyuyor oluyordu, bende de ne bir kasılma ne bir sancı...
NST ve ultrason cihazlarıyla ahbap olmak canımı sıksa da bitecek ümidiyle katlanıyordum. En son ultrason kontrolünde doktorum bebeğin başının büyük olduğunu, normal doğum konusunda biraz şüpheli olduğunu söylediği anda sanki başımdan aşağı kaynar sular inmişti. Ben hep kendimi normal doğuma hazırlamışım meğer. Sezaryen olsa bebek doğmayacak sanki... Yine de deneyebiliriz diye karar verip Pazartesi günümü indüksiyon ve NST ile kanka olarak geçirdikten sonra ertesi gün güle oynaya sezaryen doğum yolunu tuttum.
Neredeyse 1/10 ağırlığında bir sancı yaşayan ben, normal doğumun da azıcık tadına baktım diyebilirim. Eğer 1/10 buysa 10/10 ne demekti kim bilir.
Sezaryen doğumum hiç korktuğum gibi gerçekleşmedi. Epidural sezaryen ile doğuma şahit oldum ve bebeğimin ağlama sesini duydum. Bunlar kesinlikle çok özeldi. Zaten doğum sonrası artık ben ben olmadığım için düşündüğüm son şey çektiğim ağrılar veya uyuşuk olan bedenimdi.
Sezaryen doğumun iyileşme süreci normal doğumdan daha uzun gerçekleştiği kanıtlanabilir bir gerçek, anne için daha zor olan bu yöntem bebek için sağlıklı ve kolay.
Bu vesileyle hamilelere kolay doğumlar, bebeklere sağlık diliyorum. Normal doğum gerçekleştirmiş anneleri gönülden tebrik ediyor, sezaryenle doğum yapmak zorunda kalanlara da biz de zoru başardık demek istiyorum.
Devamını oku...
Yorum 0

Yonca'dan Annesine Mektup

Canım annem,
Ne kadar şaşırdığını biliyorum, ama ben bir zamane çocuğuyum. İşte bu küçücük halimle sana mektup yazıyorum. İnternetin, teknolojinin, sosyal medyanın olduğu bir ortamda dünyaya geldim. Senin bana blog yazman da bunun göstergesi değil mi?
Sana bu mektubumu teknolojinin nimetlerini kullanarak yazıyorum. Artık kalemin eskisi kadar popüler olmadığı, üretimden çok tüketimin desteklendiği bir zamanda yazıyorum. İşte bu yüzden senin bana böyle bir hediye vermen beni çok sevindiriyor.
Benimle yaşadığın her günün özel olduğunu söylüyorsun ya, ben de senin gibi bir annem olduğu için çok şanslı  hissediyorum kendimi. Her annenin çocuğuna sevgisi tarif edilemez, senin de sevgin ölçülmez boyutta.

Beni dünyaya getirdiğin için sana çok teşekkür ediyorum. Biliyorum, çok güzel bir zamanda dünyaya gelmedim, ama zaten büyükler hep öyle söylüyor. Bizim zamanımız daha iyiydi, her şey gittikçe kötüye gidiyor diyorlar. Ben onlara inanmıyorum. Benim zamanım da iyi olacak, hatta daha iyi bile olacak. Bunun için ailemin  verdiği eğitim ve kişisel çabam yeterli olacak.
Küçük olduğumu, hiçbir şey algılamadığımı düşünenler yanılacaktır. Aksine ben her şeyi anlıyorum. Konuşulan cümleler tam olarak anlamlı olmasa da, etrafımdakilerin mimik ve jestlerinden ruh hallerini fark ediyor ve ona göre tepki geliştiriyorum. İleride konuştuğum zaman bunu daha iyi anlayacaksınız.
Sana bu mektubu asıl yazma sebebinden uzaklaştığımı fark ettim... Bugün senin doğum günün. Senin için çok özel bir gün, çünkü tıpkı senin beni dünyaya getirdiğin gibi anneannem de seni bugün dünyaya getirdi. Anneanneme ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Hem seni doğurma kararını aldığı, hem de seni büyütüp yetiştirdiği için.
Dünyaya, ülkesine, ailesine faydalı evlat sahibi olmak tüm annelerin duası. Umarım ben de sizlere layık bir evlat olurum. Seni hiç üzmem ve daima mutlu haberlerle yanına gelirim. 
Benimle geçirdiğin ilk doğum gününde sana bu kısa mektupla seslenmek istedim. Büyüyüp okula gidince inşallah ben de senin gibi daha nice yazılar yazacağım. 
Teşekkürlerimi sunarak mektubumu bitiriyorum. Seni çok seviyorum.

Biricik kızın,
Yonca 

Mektubu okuyorum ve gözlerim doluyor. Ovuşturmak isterken uyanıyorum. Bir bakıyorum, Yonca beşiğinde mışıl mışıl uyuyor. Uykusundan bana seslendiğini düşünüyor ve kocaman bir gülümsemeyle ben de uykuya dalıyorum. Aldığım en güzel doğum günü hediyesi diye geçiyor aklımdan, rüya olmasının ne önemi var...

Devamını oku...
posted under , , , | 0 Comments
Yorum 5

Bir Lohusanın Güncesi

Biliyorum yazacaklarım anne olmak isteyenleri biraz korkutacak. Unutulmaması gereken bir şey varsa, o da güzel olan şeyler hep zordur. Annelik de aynen böyle bir şey...
Lohusa kelimesi Rumca'dan gelen bir kelime, yeni doğum yapmış kadın demektir. (bakınız: http://www.tdk.gov.tr/ - Güncel Türkçe Sözlük) Lohusalık süreci, annenin zihninin her şeye açık olduğu bir dönem. Bu yüzden lohusaların mezarı 40 gün açık olur derler. Korkutucu biliyorum ama maalesef doğru.
Eski adetlerde evin ortasına lohusa yatağı serilir ve lohusa kadın 40 gün bu yatakta yatarmış. Al basması olmasın diye de kırmızı kurdele takması gerekirmiş. Al basması hurafe olarak görülse de gerçek olduğunu biliyorum. Bu yüzden 40 gün boyunca lohusa kadın yalnız bırakılmıyor.
Hastanede geçirilen sürede hemşire ve doktorların yoğun ilgisi sonrası eve dönme zamanı gelip çatar. Eve gelişe kadar sıkıntı yoktur. Ama eve geldikten sonra bebeğe nasıl bakılacağı ile ilgili endişeler baş gösterir.
Lohusa eve dönüşünde 3 saatte bir beslemek zorunda olduğu bebeği, ev işleri, yemek, eş gibi görevleriyle baş başa kalır. Eğer yardımcı olan birileri varsa, ne ala; yoksa iş başa düşer.
Bebek zaten başlı başına zor bir hadisedir. Sabah akşam bilmeyen bu minik şey her şeye ağlamaktadır. Beslenme, alt değiştirme, uyku... Bunların hepsi başlı başına bir mücadele, bir meydan okumadır.
Sabah bebeğin uyanmasıyla güne başlayan anne, bebek uyuduğu zaman dinlenmek ister. Yalnız ters olan şey, bebek gündüzleri mışıl mışıl (tabii ki en fazla 2-3 saat) uyurken annenin gündüz uyarıcıların çokluğu sebebiyle uyuyamaması. Burada Murphy kuralları devreye girer ve anne tam uykuya dalacakken bebek uyanır. Süt üretimini arttırmaya çalışan anne, yorgunluk sebebiyle başarılı olamaz ve bebek doymaz. Doymayan bebek çığlık çığlığa ağlar, susturmaya çalışmak ise beyhudedir.
Gündüzü gecesi birbirine karışan anne, yemek yemek, ihtiyaçlarını gidermek ve biraz kendine ait zaman bulmak konusunda çok şanssızdır. Artık saati bebek saatidir.
Gündüz daha rahat uyuyan, gürültüde ve seste uyuyakalan bebek geceleri cin gibi olur. Beşiğine koyulduğunda sensör çalışır ve bebek ağlamaya başlar. Kucağa alınınca sakinleşir, beşiğe koyulunca ağlar. Bu anne ve bebekten biri yoruluncaya dek devam eder. Belki burada baba devreye girerse anne biraz yatakta uzanarak dinlenme fırsatı bulabilir. Beşik mücadelesinin galibi genelde bebek olur ve beslenme sürecinin sonunda uykuya dalarak anneye biraz dinlenme saati verir. Yazık ki bu süre çok uzun olmayacaktır. Gaz sorunları baş göstereceğinden bebek en fazla 1 saat sonra ağlayarak uyanır. İlk günlerde bebeğin neden ağladığını keşfetmek çok zordur.
Eve gelen her ziyaretçi bebek uzmanıdır. Bebeğin ağlamasıyla aç olduğunu şıp diye anlayıverirler. Annenin gücü genelde uzmanları susturmaya yetmez ve yenilgiyi kabullenerek bebeği besler. Biberon sever bebek annesinden çok plastik veya kauçuk uçlu yapay emzikleri, neye benzediği anlaşılmayan mamaları tercih eder. İşte bu nokta annenin kendisini yetersiz hissettiği, bebeğine iyi bir anne olmadığı konusunda kendine kızdığı yerdir. Oysa ki bu çok yersiz bir kaygıdır.
Lohusa kadın 40 günden geri sayıp, günleri çarpı koyarak işaretleyerek günlerini geçirdiği için anın tadını çıkaramaz. Ama zaten tadı çıkacak fazla bir şey de yoktur.
Keskin bıçakla ayrılmış gibi 40 gün bittiğinde sorunlar büyük ölçüde biter. Artık anne bebeğin yemek, uyku düzenine alışmıştır. Dünyadaki varlığını kabullenen minik ise artık daha az ağlamaktadır.
Mutlu günler çok yakındadır, yalnız biraz daha kulaç atmak, biraz daha koşmak gerekiyordur...
Devamını oku...
Yorum 1

Ah şu Hamilelik Nezlesi!

Gülü seven dikenine katlanıyor. Hamile olup anne olmak kolay değil haliyle. Zor olduğu ölçüde keyifli bir yolculuk bu.
Hamilelik dönemi rahat geçmiş biri olmama rağmen ben de hamilelik yan etkilerinden nasibimi aldım.
İlk 3 ayda yoğun seyreden, sonrasında azalan burun kanamaları. Bu dönemde neredeyse her gün burnum kanıyordu. 3 aydan sonra biraz daha azalan burun kanamalarım hala ara ara devam ediyor.
Vücudumdaki tüm yararlı şeylerin o minik fetüs kızımı beslemeye yönelmesiyle kramplarla tanıştım. Gecenin tam ortasında özellikle bacağıma giren kramplarda çığlık çığlığa uyanıyor, geçmeden uykuya dalamıyordum. İnternette ve kitaplarda okuduğuma göre bu çok normaldi ve bu dönemde magnezyum desteği almak gerekiyordu. Sanıyorum 5. ay kontrolüydü, doktoruma danıştım ve o da bana 1 hafta boyunca magnezyum tabletlerini çiğneyebileceğimi, geçmezse başka bir çare bulacağını söyledi. Bu dönemde magnezyum tabletlerinin yanında muz yemeye başladım. Sabah akşam birer adet aç veya tok karnına ilaç niyetine muz yedim. Sonuç gayet olumluydu, zira eskisi gibi kramplarım kalmamıştı, aynı zamanda muz yemek beni dirençli yapıyordu.
Bu yan etkilerin yanında bir tanesi var ki, hemen hemen hiçbir hamilenin başına gelmemiş (en azından benim çevremde hamilelerin hiçbiri) bir yan etki; hamilelik nezlesi. Hamilelik nezlesi ne mi?
Ben de başıma gelmeden önce bihaberdim böyle bir rahatsızlığın varlığından. 4.aydan itibaren kulaklarım ve burnum tıkanmaya başladı ve kontrollerimde sorduğum zaman doktorum bunun çok normal olduğunu, bebek için vücudumun daha fazla oksijen pompalamaya çalışırken bu sorunların ortaya çıkabileceğini söyledi.
Kendimi nadiren normal olarak saydığım için bu yan etkiye çok şaşırdığımı söyleyemem. Yalnız zor olan kısım her telefonda konuştuğum kişinin beni grip veya nezle sanıp geçmiş olsun dileklerini iletmesi ve  benim de konuyu kısaca açıklamam olmuştu.
Doğuma kadar bu şekilde tıkanmış kanallarla yaşayarak hamileliğim geçti. Doğum için hastaneye yattığım gün mucizevi bir şekild hamilelik nezlemin geçtiğini fark ettim. Sanırım doğum kelimesi bile nezleyi korkutmaya yetmişti. Bu sefer beni gerçek grip yakaladı tabii. En azından kulaklarım açık diye çok mutluydum.
Hastane dönüşü her şey normal gibi gözüküyordu, ta ki 5 gün sonra tekrar kulaklarım tıkanana kadar. Kabus geri dönmüştü. Yine yeni yeniden hamilelik nezlesine geri döndüm ve hala aralarda tıkanmış vaziyette dolaşıyorum. Kulaklarım açıldığı zamanlarda duyabildiğimi hissediyor ve mutlu oluyorum. Kulak burun boğaz doktoruna sorduğumda bana bu yan etkinin 2 seneye kadar sürebileceğini söylediğinde aklımdan şu geçti: "Kızım için her şeye değer"...

Devamını oku...
Yorum 8

Eyvah Düşüyor(d)um!

Yonca'nın annesi sıfatıyla katıldığım ilk yarışma programı olma ünvanı "Eyvah Düşüyorum" bu akşam Startv'de yayınlanıyor ve ben bu programda yer alıyorum.
Hobilerimden biri olan bilgi yarışmalarına katılmak Yonca'nın hayatımıza katılmasıyla farklı bir anlam kazandı benim için. Artık kızımın adının anlamını gösterebileceğim bir alan daha oldu böylece...
Ben yarışmada çok eğlendim, yeni arkadaşlıklar edindim. Eser Yenenler'le tanıştım. Güleryüzlü Endemol ekibiyle tanışmış oldum.
Yarışma sırasında bilgimi sınadım, yeni şeyler öğrendim.
Şimdi zevkle izleme sırası geldi. Geç saatte yayınlansa da izlemenizi tavsiye ederim, eğlendirirken öğreten program çünkü bu :)


Yonca'nın annesinin katıldığı "Eyvah Düşüyorum" yarışmasının
görüntülerini  aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz...


Devamını oku...
Yorum 4

Anne Olmak

Anne olmak artık sen olmamak demek.
Anne olmak anneni daha iyi anlamak demek.
Anne olmak ağır uykunun ortasında bir nefes farklılığına uyanmak demek.
Anne olmak empati kurabilmek demek.
Anne olmak hoşgörülü olmak demek.
Anne olmak anlayışlı olmak demek.
Anne olmak kalender olmak demek.
Anne olmak günü geçirmek yerine yarını düşünmek demek.
Anne olmak kalbinin o minik için atması demek.
Anne olmak aşk kavramının anlamını anlamak demek.
Anne olmak yapıcı olmak demek.
Anne olmak güçlü olmak demek.
Anne olmak sevgiyle yaklaşmak demek.
Anne olmak başkalarını düşünmek demek.
Anne olmak artık ayakkabı ve çanta almayı düşünmemek demek.
Anne olmak önceliklerin farklılaşması demek.
Anne olmak hissiyatlı olmak demek.
Anne olmak farklı bakış açılarını yakalamak demek.
Anne olmak tek derdi fazla kiloları olmamak demek.
Anne olmak kalbinin artık daha farklı atması demek.
Anne olmak fedakar olmak demek.
Anne olmak acını unutmak demek.
Anne olmak güçlü olmak demek.
Anne olmak kurtarıcı olmak demek.
Anne olmak sıcaklık demek.
Anne olmak ince düşünmek demek.
Anne olmak bencillikten uzaklaşmak demek.
Anne olmak kadınlığın en yüce duygusu demek.

Bu vesileyle öncelikle annemin olmak üzere diğer tüm annelerin
Anneler Günü'nü şimdiden kutlarım.

Aşağıdaki linkte Sarah Kay adlı sözel şairin Ted Talks ile konuşması var.
Duygu dolu bir konuşma, tavsiye ederim.
Devamını oku...
posted under | 4 Comments
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?