Yorum 4

Açılın, Ben Anneyim!

Anne olduktan sonra hayata daha derin açıdan bakar oldum. Önceleri bu konu hakkında ne kadar da sığ düşünüyorum diye bazen kendi kendime söylendiğim oluyor.
Tabii insanın algısı da bir nebze değişiyor. Alışveriş yaparken eskisi gibi ayakkabı çanta dolu vitrinlerden çok bebek mağazaları, bebek giysileri beni çekiyor. Bulunduğum ortamda aileler dikkatimi çekiyor. Ağlayan bebeklerin sesi kulaklarımda çınlıyor. 
Benim gibi birçok arkadaşımın da çocukları oldu ve konuştuğumuzda konularımız genelde çocuklar üzerine oluyor. Eskiden sanki hiç konumuz yokmuş gibi hissediyorum bazen. Ama konu konuyu açıyor ve herkesin konuyla ilgili söyleyecek bir lafı olduğundan konu başka bir konuya geçip dallanıp budaklanıyor. Hele ki yaşları yakın çocuklar söz konusuysa, birinin yaşadığını diğeri yaşamış oluyor, bir diğerinin özellikle o konuda farklı bir deneyimi oluyor. Yaşanmışlıklar, güzel hatıralar derken sürenin farkına varmıyorum.
Anneliğin zorluğundan, çalışma hayatıyla anneliği nasıl yürüttüğümüzden, yeme güçlüklerinden, uyku problemlerinden, bebek kazalarından, hafta sonu gezmelerinden, öğünlerin içeriğinden, annelik-babalık dengesinden, bebek gelişimlerinden, bebek davranışlarından, kısacası her konudan konuşabiliyoruz.
Aslında bu konuları tanımadığım kişilerle bile konuşabiliyorum. Sosyal ortamlarda rastladığım annelerle de kısaca bu konulardan biri hakkında sohbet ederken buluyorum kendimi.
Bazen de alakasız yerlerde bebeklerle ilgili konular konuşulurken rast geliyorum ve o anda söyleyecek bir sözüm olduğunu düşünüp "Açılın, ben anneyim!" deyip konuya müdahale etmek istiyorum.
Bir anne olarak bu konuda tek olmadığımı düşünüyorum, ne dersiniz?

Devamını oku...
Yorum 4

Uyku arkadaşım olur musun?

4.ayından itibaren Yonca için uyku sistemi geliştirme kararı almıştım. Aslında biraz da geç kaldığımı sonradan fark ettim, zira işe başladıktan sonra bebek için herhangi bir rutin oluşturmak çok zormuş.
Tam uyku sistemini oturttum derken, kucakta uyuyakalmayı seven kızım anne kucağını tercih eder oldu. 4.ayına kadar gündüzleri ana kucağı, geceleri anne kucağı derken tam düzeni oluşturma durumuna gelmiştik.
Ama bu uyku rutini çok ince bir şeymiş ki, kızım iki üç gün farklı şekilde uyuduğu zaman hemen yeni durumuna adapte oldu ve eski düzeni unuttu.
Yonca uyku düzeni oluşturma sırasında, kendini sakinleştirmek için baş parmağını emmeye başladı. Bana hep sevimli gelen bu durum, bebeğimin vara yoğa parmak emerek karşılık vermesiyle sinirimi bozma raddesine geldi. 6.ay kontrolümüzde doktorumuz Dr. Hayriye Aygar artık yavaş yavaş parmak emmek yerine Yonca'nın bir uyku arkadaşına sahip olarak ona dikkatini vermesi gerektiğini hatırlattı bana.
Gel zaman git zaman uygun bir uyku arkadaşı bulamadık. Tüylü bir oyuncak aradık, evdekilerden uydurmak istedik. Fakat bir türlü Yonca'nın yatağında ona geceleri eşlik edecek, hem sevimli, hem yaşına uygun bir arkadaş bulamadık.
8.ayına doğru artık ben umudumu kaybetmiş durumdayken, bir gün oyuncakçı gezimizde aradığımız uyku arkadaşını bulduğunu hissettik. Babasının da kızımın arkadaşını onaylaması sonucu kasadan okutulan arkadaş evimize ziyaretçi olarak geldi.
Yüzü haricinde diğer kısımları polyester olan sevgili arkadaşı, göğsüne bastırıldığında yüzü ışıldayarak şarkı söyleyen bir ateş böceği. Tam da kızımın dönencesinde dönenlerden mavi olanı...
Yonca için onun suratını yemek büyük bir zevk veya benim için ağladığında sakinleşmesini sağlamak için bir kurtarıcı. Ama en önemlisi kızımın uyku arkadaşı. Umarım bu arkadaşlık parmak emme alışkanlığını yitirmesine yardımcı olur.
Uyku arkadaşının ismi yok, ama onu yine de hepimiz benimsedik ve çok seviyoruz...





Devamını oku...
Yorum 4

Laleler, laleler, laleler...

Ne zaman lale kelimesini tekil veya çoğul olarak kullansam hep aklıma rahmetli Kemal Sunal'ın Hababam Sınıfı'ndaki repliği gelir. "Laleler, laleler, laleler, laleler, laleler, laleler...".
Yine laleler diye söylenirken Nisan ayı içinde yapılan ve bu sene yedincisi düzenlenen Lale Festivali kapsamında her sene Emirgan Korusu'na ekilen laleleri görmek üzere plan yaptım.
Neredeyse Nisan başından beri her hafta sonu karşıma ya hava durumundan ya da başka bir şeyden engeller çıktı ve maalesef bir türlü gitmek kısmet olmadı. Geçtiğimiz hafta sonu ise son demlerini yaşayan laleleri görmek üzere yola çıktık Emirgan'a doğru. Havanın güzel olması bizi yoğun akan bir trafiğe doğru sürüklese de sonunda varmak istediğimiz yere sağ salim ulaşıyoruz. Trafiğin katkısıyla biraz akşam üstünü buluyor saatlerimiz. Bebek arabasını eşim sürüyor, biz arkadan arkadaşım Poppy ile sohbet ede ede tırmanıyoruz yokuşları. Fıskiyenin orada güzel güzel fotoğraflar çekiyoruz, kalabalık epeyce var ve karnımız da zil çalıyor hani. Kokulara yönelerek tırmanmaya devam ediyoruz. Fıskiyeye gelene kadar olan lalelerin çoğu hırpalanmış, pek fotoğraf çekilecek gibi değiller. Ama fıskiyeden köşklere doğru giden yolda canlı kalmayı başarmış lalaleri bulunca fotoğraf makinesinin objektifi çalışmalara başlıyor.

Devamını oku...
posted under , , | 4 Comments
Yorum 6

İyi ki varsın Yonca!

Doğumundan itibaren, hatta doğmadan önce de hissettiğim ve çok kez tekrarladığım bir cümle: "İyi ki varsın canım kızım, iyi ki varsın Yonca!". Artık bir kez daha anlamlandı benim için. Kızımla geçirdiğm her gün zaten başlı başına süperken, bugün bambaşka bir boyuta ulaştı.
Efendim malum, üniversite sonrası insan iş hayatına atıldı mı eskisi gibi arkadaşlarına vakit ayıramıyor. Bir de bunun üstüne evlilik eklendi mi bahaneler çoğalıyor, zamanlar bir türlü denk gelmiyor. Çocuk konusuna hiç girmiyorum, liste uzayıp gidiyor. Sonuç da birbiriyle görüşmek isteyen ama her zaman bir engelleri çıkan arkadaşlar olarak karşımıza çıkıyor.
Bugün bu zinciri kırarak üniversiteden beri görmediğim arkadaşlarım Aslı, Gülşah ve Bahar'la görüştüm. Toplantının kurucusu ve ev sahibi Aslı. İki-üç hafta öncesinden plan yapıldı ve geriye doğru sayım başladı. Zaten zaman su gibi akarken bu sürenin de geçmesi göz açıp kapama süresiyle eş oldu.
Bugün Aslı'nın Kurtköy'deki evine doğru Yonca'yla yola çıktık. Biraz şehir dışında kalmasına rağmen çok sessiz ve temiz havası olan bir yerde oturuyor Aslı ve ailesi. Biz biraz rotarlı vardık maalesef. Gittiğimizde minikler ve anneleri çoktan sohbete başlamışlardı.
Ev sahibimiz Aslı'nın kızı Ferahnaz ile Gülşah'ın kızı Defne yaşıtlar; hatta aralarında sadece birkaç gün var. Yonca ile de Zeynep Duru aynı şekilde. Hal böyle olunca her konudan ve her çeşit anne muhabbeti döndürdük.
Aslı'nın harika kısırı ve Gülşah'ın hazır görünümlü ev yapımı cheesecake'ini mideme indirirken Yonca da masaya doğru hamleler peşindeydi.
Küçükler kendi çaplarında oynayıp birbirleriyle kaynaştılar. Tabii ki yaşıtlar kendi aralarında. Annelerin keyfi yerindeydi, ne de olsa kızlar zevkle oyun oynuyorlardı.
Einstein'in izafiyet teoremine uygun olarak güzel geçen zaman su gibi aktı ve yavaş yavaş eve dağılmalar başladı. Ben hem geç geldiğim hem de acil işim olmadığından biraz daha kaldım ve Aslı'yla güzel sohbet ettik, hatta Ferahnaz'la biraz oyun bile oynadık. Yonca da birazcık Ferahnaz'ın beşiğinde kestirme şansı buldu bu arada.
Uzun süreden beri bu şekilde bir sosyalleşme yaşamamıştım, bana da ilaç gibi geldi diyebilirim.
Bugünün bir başka özelliği de ilk kez anneler günü hediyesi almış olmam. Gülşah ve Aslı'ya hediyeleri için tekrar teşekkürler.Bir sonraki buluşmayı dört gözle bekliyorum.


Devamını oku...
posted under , | 6 Comments
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?