Yorum 2

Şifremi Çözmek İsteyen Var mı?

Çocuklar yaklaşık 2 yaşından sonra cümle kurmaya ve daha güzel kendilerini ifade etmeye başlıyorlar. Öncesinde eğer siz çocuğu çok iyi anlarsanız daha çok konuşmadan derdini anlatma yoluna gidiyor ve daha geç konuşuyor.
Yonca'nın durumunda biraz daha farklı olsa da o da yaklaşık iki yaşından sonra daha net cümleler kurmaya, kendini daha iyi ifade etmeye başladı. Öncesinde şifreli kelimeler kullanan Yonca artık daha anlaşılır şekilde kelimeler kullanıyor. Ama hala o konuştuğu zaman anlayan yegane kişilerden biriyim. 
Bir şey söylüyor, ben tekrarladıktan sonra yanımızdaki üçüncü kişi Yonca'yı anlamış oluyor ve tepkisini gösteriyor. Simultane tercümanlık yapıyorum bir nevi. 
Yonca'nın kendine özel ilk kelimesi teşekkürler. Kelimenin kendisi zaten zor söylendiği için direkt olarak "Açi" olarak nitelendirdi Yoncacık onu. İkinci olarak, top kelimesi Yonca için "Attı" olarak adlandırıldı. Kilit kelimelerden biri olan kucak kelimesi ise, önce "Çağa", sonra biraz daha gelişerek "Çida" oldu. 
Ben yoksam Yonca ile anlaşmanız çok zor oluyor, zira o bu değişik kelimelerini kullanmasa bile kelimeleri yuvarlaması ve yarım yamalak konuşmasıyla ancak kocaman bir gülümseme ile suratına baka kalıyorsunuz. Sonrasında ben imdada yetişiyorum, simultane tercüme yaparak anlaşmazlık olmasını engelliyorum. 
Anneme hala "Anne" demesi ise, ikimizin bulunduğu bir ortamda kafa karışıklığına yol açıyor. Hangi anne diyerek olaya açıklık getirmek isteyen ben, yanıt olarak işaretle birlikte "Bu anne"yi aldığımda kimden bahsedildiğini anlıyorum. 
Amcasına "ağca", eşi Yağmur'a önce "Yaya", sonra "Yayo" demesi de bizi çok güldürüyor. Teyze kelimesini çok güzel söyleyen Yonca, eşi Davut'un ismini hala "Gogo" olarak telaffuz ediyor. İdolü Müjde ise "Çüçü" olarak adlandırılmış durumda. Ailemizin doktoru Elif ise "Edit".
Mickey Mouse ve Minnie Mouse'un ikisi birden "Mimi", üstelik Winnie the Pooh da "Mimi" olunca haliyle ben bile karıştırıyorum. Yakınımızda hangisi varsa, onun olduğunu varsayarak ilerliyorum. 
Noel Baba ise Yonca için "Abibaba". Bu bana çok ilginç geliyor, acaba Noel baba kılıklı birini ilk defa görünce mi abi ama baba gibi duruyor diye mi bu ismi taktı, yoksa noel demek zaten ona baştan zor geldiğini için mi, bunu henüz çözemedim. 
Sanıyorum ki, gün geçtikçe Yonca'nın şifreleri birer birer çözülecek, ben de artık düzgün kelimeler kullandığı zaman ona bu yazıyı gösterip onu güldüreceğim.
Devamını oku...
Yorum 1

Çocuklu Kadın

Anne olunca insanların size bakışı değişiyor. Bazı şeyler göz ardı edilebiliyor, bazı kusurlar görmemezlikten geliniyor, bazı zamanlar siz görmemezlikten geliniyorsunuz.
Çalışan bir anne olunca durum daha da ağırlaşıyor. Çocuk da yaparım kariyer de şarkısıyla çıkış yapsanız da, çevrenin size ikinci bir albümde başarılı olmanız çok zor gözüküyor. Bir kadın olarak dünyanın herhangi bir yerinde kariyer yapmak (!) zaten çok zor bir şey. Kariyer yapmak kelimesine ünlem eklememin sebebi, anlamını tam olarak da bilmememdir. Kariyer yapmak, herkes için aynı şeyi ifade etmiyor zira.
Genelde bekar veya çocuksuz kadınların daha başarılı bir şekilde kariyer basamaklarını tırmanacağı, çocuk yaparsanız siz basamakları tırmanırken çocuğun gelip paçanıza yapışacağı ve sizi aşağıya çekeceği anlayışı hakim. Hal böyle olunca, biz anneler evde gösterdiğimiz olağanüstü başarılara bir de işte kendimizi ispatlama misyonuyla devam ediyoruz. Sadece işini yapmak, işinde başarılı olmak yeterli olmuyor, çünkü insanlar size baktıklarında çalışan kadın değil, çocuklu kadın görüyorlar.
Çocuklu kadın çok yüklü anlamlara sahip. Cümle içinde kullanmamız gerekirse: Sen çocuklu kadınsın, senin burada ne işin var? Sen çocuklu kadınsın, sen yapmasan da olur. Sen çocuklu kadınsın, seyahate falan çıkamazsın zaten. Sen çocuklu kadınsın, mesaiye kalamazsın. Sen çocuklu kadınsın, hafta sonu çalışmamız gerekiyor, gelemezsin. Sen çocuklu kadınsın, iş çıkışı yemek yiyeceğiz, gelemezsin.
Siz siz olun çalışan anne, kadın, anne, çalışan olun ama çocuklu kadın olmayın.


Devamını oku...
Yorum 6

Çocukların Erişemeyeceği Bir Yerde...

İlaç kutularının üzerinde "Çocukların erişemeyeceği bir yerde saklayınız." diye yazar. Çocuğum olmadan önce bunun anlamını çok iyi kavrayamazdım. Çocuk şarkılarından, etrafımdan duysam da çocukların ilaçlara bu kadar ilgi duyabileceğini düşünemezdim doğrusu. 
Ama işte çocuklar birer minik kaşif olarak geliyorlar dünyaya. Daha doğar doğmaz ailesini, beslenmeyi, kendini ifade edebilmek için ağlamayı keşfediyor. Sonrasında kendisini kelimelerle veya işaretlerle ifade ediyor ve etraftakileri artık karşılaştırabilir hale geliyor. Bu dönemde ona birçok tehlike eşlik ediyor. Bunlardan bir tanesi de renkli, cazibeli paketleriyle ilaç kutuları. Nedendir bilinmez birçok ilaç firması vitaminleri bonibon gibi renkli renkli yapmayı tercih ediyor, ya da o çok kötü antibiyotikler akide şekeri gibi pembe renkte oluyor.
Farklı olan her zaman caziptir. Bu bizim için de geçerli, ama çocuklar için bu daha da ön plana çıkıyor. İlaçları koyduğumuz çekmeceyi açar açmaz Yonca'yı bir saniye içinde yanımda buluyorum, hemen elini atıp bir ilaca dokunmak üzereyken apar topar elini tutup dikkatini dağıtmaya çalışıyorum.
Geçtiğimiz gün gittiğimiz bir ev ziyaretinde, ev sahibinin yatağının başucunda bulunan ilaçları açmak üzereyken yakaladım Yonca'yı. Koşa koşa gitmişti yatak odasına, ben de peşinden ona doğru giderken bir de baktım küçük hanım komodinin üstünde duran demir haplarına elini atmış. Hemen elinden uzaklaştırdım. İşte o gün anladım, çocukların erişemeyeceği bir yerde uyarısının ne kadar önemli olduğunu. 
Paranoyaklıkla tedbirli olmak arasında ince bir çizgi vardır, tıpkı dahilik ve delilik gibi. Dozajı tutturduğumuz sürece, söz konusu en değerli varlıklarımız olduğu için tedbiri elden bırakmamak bizi her zaman koruyacak ve sonra pişmanlıktan uzak tutmaya yardımcı olacaktır. Kimsenin başına gelmemesi dileğimle...




Devamını oku...
Yorum 2

Masallarla Büyüyoruz

Hiç düşündünüz mü, masallar hayatımızda olmasaydı çocuklara ne anlatırdık...
Geçtiğimiz gün masal anlatan bir oyuncağın şiddet içeren hikayelerini dinleyince tüylerim ürperdi ve bu konu aklıma geldi.    
Hep bir kötünün iyiye karşı inanılmaz savaşı, hep bir intikamla yanıp tutuşan bir büyücü, cadı veya bir kraliçe var masallarda.
Ya kırmızı başlıklı kız dürüst olduğu için kurdun gazabına uğruyor, ya da uyuyan güzeldeki gibi davetsiz bir misafir kötü dileklerde bulunuyor.
Biz bunlarla büyüdük, çok da vahşi yaratıklar olmadık aslında diye düşündüğünüzü hisseder gibiyim. Fakat kazın ayağı öyle değil bana kalırsa. Zaten televizyonda, haberlerde, internette ve sosyal medyada gündemi takip ettiğimizde şiddet mağduru birçok olayla karşılaşıyoruz. Bir de bunların üstüne masallarda bunlardan bahsedersek çocuklarımızı boşu boşuna bu bilgilerle donatmış oluyoruz.


Fakat bu iş hiç de kolay değil. Ben evde anlatırken konuları farklılaştırsam da yarın öbür gün arkadaşlarıyla etkileşim halindeyken, yuvada video izlerken veya sinemada karşılaşacak diye endişeleniyorum. Tabii ki vahşet de hayatın bir parçası ve bunu da bilmeliyiz, ama çocuklarımızı sevgi dolu yetiştirmek varken durup dururken üvey anneden nefret eden, güzel olduğu için başına binbir türlü bela geleceğini düşünen, cadılardan korkan çocuklarımız olsun istemiyorum.
Masallarda biraz daha arkadaşlık, dostluk, paylaşım, biraz daha aile sevgisi gibi konular ön plana çıksa sizce de fena olmaz mıydı?
Devamını oku...
posted under , , | 2 Comments
Yorum 0

Dünya Çocuk Kitapları Haftası Kutlu Olsun

Bu yıl beşincisi gerçekleşen Dünya Çocuk Kitapları Haftası 3-25 Kasım tarihleri arasında kutlanıyor. Hafta kavramından biraz öte, ama işte bir hafta yetmez diye... Haydi siz de gelin bu hafta hem kendiniz hem de çocuğunuz / çocuklarınız için birer kitap seçin ve okuyup bitirmeyi hedefleyin. Bitirmeseniz bile bu sürenin sonunda verilen hedefi gerçekleştirmiş olmak, çocuğunuzun kitap alışkanlığına katkıda bulunmuş olmaktan dolayı mutlu olacaksınız.
Herkese şimdiden iyi okumalar dilerim...
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 3

Kalabalıkta Çığlık Çığlığa Ağlayan Çocuklar

Atasözleri ne kadar da doğru değil mi? Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma demiş büyüklerimiz.
Başına gelene kadar başka insanlar için konuşmak, yorum yapmak, akıl vermek ne kadar kolay... Alışveriş merkezi, otobüs, uçak vs. gibi yerlerde çığlık çığlığa ağlayan çocuklardan nefret eder, ailelerini ise kınardım. Çocuklarını nasıl susturamazdı bir anne-baba!
Gel gelelim benim de geçtiğimiz hafta başıma geldi böyle bir olay. 7. ay doktor kontrolümüzde doktorumuz artık yabancılama döneminin başladığını ve Yonca'nın yabancı ortamlarda kendini rahat etmeme durumunun olabileceğini, şaşırmamamız gerektiğini söyledi. Doktorumuza tepkim ilk olarak "Aaaa, olur mu Yonca çok güler yüzlü, hiç öyle şeyler yapmıyor." cümlesiydi. Aynı akşam gerçekleşecek olan 13 yıllık arkadaşım Esra ile Şevket'in düğünü için Fatmacığım ve nişanlısı Serkan bizi alıp otele getirdi, otoparka park etmemizle olay cereyan etti. Serkan'ın sevecen tavırlarına karşılık Yonca'nın tepkisi bir kriz ağlaması şeklindeydi. Kızımı tanıyamadım bir an. Ne yapacağımızı şaşırdık ve bebek arabasındaki Yonca'ya şirinlikler yaparak otele doğru yol aldık. Tüm şirinliklerimize rağmen Yonca kokteyl alanına geldiğimizde hala susmamıştı. Bilimum gezmeleri, dikkat dağıtmaları denedim. Ancak 20-30 dakika sonra susan Yonca'yla düğün salonuna girdiğimizde en fazla iki dakika suskun kaldı. Sonrasında yine çığlıklar, ağlamalar. Mümkün değil çocuğu susturamıyorum. En iyisi gelin-damat salona girmeden dışarı çıkmak dedim. Biraz oyalandıktan sonra içeri girdik, gelin-damadı beraber karşılayıp selamladıktan sonra deminki çığlıkçı bebek sevimli haline geri döndü ve Fatma ile iyi anlaşıp onun kucağında bile oturdu. Düğün fotoğrafçısı fotoğrafını çektiğinde ise hala gözlerinde yaşlar vardı. Bu ekstra huysuzluk haline bir de uyku hali eklenmesin diye geç kalmadan düğünden ayrıldık.
Aradan bir hafta geçti ve bugün dışarı çıktığımızda yine aynı haller... Lokmalarımı büyük, laflarımı küçük seçeceğim bundan sonra!


Devamını oku...
posted under , | 3 Comments
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?