Yorum 2

Yonca'nın Aramıza Katılışının İkinci Yıldönümü

Bir anne için evladının hiç büyümediği söylenir. Doğru söze ne denir! Ben de hala kızımın ameliyathanede doğduğu andaki halini hatırlıyorum ve benim için Yonca ilk günlerde ne kadar küçük ve bana ihtiyacı varsa yine öyleymiş gibi geliyor.
Zaman geriye doğru baktığımızda su gibi akıp geçiyor. Minik kızım da 24. ayını doldurdu ve artık bebeklik döneminden çocukluk dönemine terfi etti. Bebeklikten çocukluğa geçiş dönemi çok sancılı, hareketli ve bir o kadar da dinamik. Her şeyi sıfırdan öğrenen bir bebekten şimdi geldiğimiz aşama çok şaşırtıcı. Koşup duran, yerinde durmayan bir minik kız var önümde. Atom karınca ile Speedy Gonzales arasında kalıyorum adlandırırken. Bazı hareketleri bana Afacan Denise'i hatırlatırken, bazen de gelip sarıldığında veya öptüğünde eriyip bitiyorum.
Yonca'nın ikinci yaşıyla birlikte ben de acemi annelikte ikinci yılımı doldurmuş bulunuyorum. Hala birçok şey benim için zor olsa da bazı konularda pratiklik kazandığımı da sezmiyor değilim. Kıpır kıpır bir kızım olduğundan hep tetikte olmayı öğrendim bu iki senede. Onu mutlu etmenin dünyadaki her şeyden önemli olduğunu da öğrendim.

Birinci yaş doğumgününü maalesef eşim ve ben hasta olduğumuz için yapamamıştım. Birinci yaşında çok da doğumgünü kutlamasından anlamadığı için bahanem fazlaydı. Ama ikinci yaşında bunu yapmayacağıma dair kendime söz vermiştim ve sözümü tuttuğum için de çok mutluyum.
Aile arasında yapmış olduğumuz doğum günü için Yonca'ya çok sevdiği karakter Minnie Mouse'un pastasını yaptırarak süpriz yaptım. Sevgili komşum Pastaci Anne Funda ile Yonca'nın doğum günü pastası üzerine daha önce konuşmuştuk ve Funda Yonca'ya çok güzel, hafif ve lezzetli bir doğum günü pastası hazırladı. Herkes bayılarak pastayla beraber parmaklarını da yedi. Sevgili eşim çikolatalı pasta sevmediği içi Pastacı Anne onu da düşündü ve onun için de frambuazlı harika bir pasta hazırladı.
Ben de el yapımı sağlıklı tuzlu ve tatlı aperatifler hazırladım, anneciğim de zeytinyağlı dolmasıyla bize destek oldu. Biz yemeğimizi yerken öğlen uykusunu uyumamış olan Yoncacık uyuyakaldı. Yonca'nın uyanmasını bekledikten sonra pastayı üflemek için doğum günü kızını masaya aldık. İki tane mumu üfledi ve o sırada dilek tuttuğunu ümit ettim. Hediyeler açılırken Yonca daha da mutluydu, seve seve tüm hediye paketlerini yırttı ve tüm hediyelere çok sevindi.
Yonca'nın hayatımızı anlamlandırmasının üzerinden iki yıl geçti ama o hala benim minik bebeğim. Nice mutlu yaşlara meleğim, iyi ki hayatımızdasın, iyi ki senin annenim....




Devamını oku...
Yorum 8

Yonca'nın Aramıza Katılışının Birinci Yıldönümü

 
Yonca'nın aramıza katılışından bu yana tam bir yıl geçti. Geçtiğimiz sene benim için zaman zaman hızlı, zaman zaman da çok yavaş bir dönemdi.
Tam bir sene önceydi. Hastaneye gittiğimizde normal doğum olacağına dair hayallerim vardı. Fakat 1 günlük bekleyiş ve kızımın keyfinin yerinde olması sonucunda 18 Ekim 2011 tarihinde sabah 8.30'a odama gelen doktorum artık beklemenin bir faydasının olmayacağını, Yonca'nın normal doğması ihtimalinin çok çok düşük olduğunu belirtti. 41 haftalık hamilelik süresini dolduran bendenizin bebeğimi daha çok taşımam onun için risk taşıyordu artık. Kararı bana bırakan doktoruma cevabım, "Tamam. Sezaryene alın beni." oldu. Bundan sonraki süreç gayet hızlı bir şekilde gerçekleşti. Ameliyathane arandı, müsaitlik durumu belirlendi. Ameliyathaneye giderken hemşireler ve hasta bakıcılar beni doğuma hazır hale getirdiler. Epidural sezaryen doğum yapmanın avantajı olarak kızımın yaşama merhaba çığlıklarına şahit olabildim. Bu da bir anne için çok özel ve unutulmaz bir an olsa gerek. Gözlerim hala dolu dolu oluyor o dakikaları düşündükçe. Ciyak ciyak bağıran kızımı koynuma koyduklarında bir meleğin vücuduma dokunduğunu hissettim.
Doğum sonrası hafif de olsa postpartum atlatan bendeniz kızımın ilk 40 gününü resmen geriye doğru saydım. Kırk gün geçtikten sonra her şeyin mükemmel olmasını hayal ettim. Aslında öyle olmadı ve olmayacağını da bilmeliydim. Sadece dünyaya ve bize alışmaya çalışan minik meleğim ile anneliğe ve evimizdeki yeni üyeye alışmaya çalışan benim zamana ihtiyacımız vardı. Bu süre benim fizyolojik olarak da toparlanma süremle denkti.
 
 
İlk bir ayı geride bıraktıktan sonra az kaldığı için çok rahattım. Artık kızımla birbirimize ve yeni düzenimize alışmış, eskisi gibi acemice davranmıyorduk. Bebeğimin neredeyse yapışık gezmesine, kucakta uyuyakalmasına, geceleri defalarca uyanmasına alışmış gibiydim.
İkinci aya kalmadan biraz daha toparlanmıştık. Artık dışarı çıkabiliyor, küçük de olsa alışveriş turları yapabiliyorduk. Daha çok annemlere yaptığım ev gezmelerinde daha rahat oluyorduk haliyle.
Doğum iznimin kışa gelmesiyle ve annemin iyileşme sürecinin devam etmesiyle birlikte daha çok ev hapsine takılan bizler, kar yağmadığı ve havanın çok çok soğuk olmadığı günlerde kendimizi sokağa atıyorduk.
3.ayımız da bir şekilde geçti bitti bu arada. Doğum iznimin bitmesine 1,5 ay kalmıştı ve ben kendimi sudan çıkmış bir balık gibi hissediyordum.
4. ayın su gibi geçtiğini ve kısa sürede işe başladığımı hatırlıyorum. İlk gün çok zorlu geçse de kendimi psikolojik olarak bu sürece hazırlamıştım. Yonca ise ilk ondan ayrıldığım gün bana küserek tavrını belli etmişti.
İşe başladıktan sonra günler, aylar birbirini kovaladı sanki. Zaman koşarak ileriye gidiyor, biz de arkasından ona yetişiyor gibiydik.
Annelerin çocukları büyüse bile hep bebek kaldıkları, doğumda ellerine aldıkları gibi küçük olarak hayal ettikleri yadsınamaz. Ben de hala öyle hissediyorum. Her ne kadar bebeğim oniki aylık bir yaşam serüveni geçirse de, benim için hala hastanede kollarıma aldığım ilk gün kadar küçük bir melek.
Belki bunu zaten bakışlarımdan, sarılışımdan, onu koklayıp öpmemden hissediyor olsa da ben bir kez daha belirtmek istiyorum: "Canım kızım iyi ki doğdun, iyi ki varsın ve seni koşulsuzca seviyorum."


Devamını oku...
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?