Yonca'nın Aramıza Katılışı

Yılın başından beri içimdeki tatlı kıpırtı, minik ellerini ve ayaklarını hissettiğim kızım 41. hafta 1. gününde nihayet aramıza katıldı.
37. haftaya kadar yoğun çalışma tempom ve koşturmacalar sonucunda hamileliğimin bu kadar çabuk geçmesi çok normaldi. Genel olarak rahat bir hamilelik olmasına rağmen, kronik hamile nezlesi çekmem gün içinde hayatımı epey zorlaştırıyordu. Gün boyu tıkalı bir burun ve kulaklarla boğuşmak, iş yerinde konuştuğum her kişinin beni grip sanması ve durumu açıklama zorunluluğum zaman zaman beni yoruyordu. Çok yoğun çalışma temposuna vücudum dayanamayıp 20. haftamda karnımın üstünde küçük kırmızılıklar olarak gözüken benekler sonunda büyüyerek birer koca kırmızılık olarak karnımı, sırtımı, göğsümü ve bacaklarımı kapladı. İlk olarak kullandığım çatlak giderici kreme yorsam da en sonunda inat etmeyip dermatoloğa gözüktüm. Dermatoloğum dediği üzere bunun günlük yaşam adı "Gül hastalığı" idi. Yani bir şey bir şey rosa. Virütik bir rahatsızlıktı, ciltte oluşuyordu ve Allah'tanki bebeğe zarar vermiyordu. Her ne kadar virütik olduğu söylense de benim tahminimce çok yoğum tempoma bebeğim bir dur demek ve beni biraz yavaşlatmak istemişti.
4-6 hafta içinde kırmızılıklarım gitti, tabii bu arada karnım da giderek büyümeye başlıyordu.
32.haftada 5 hafta daha çalışmak üzere devlet hastanesine gittim, orada ultrason kontrolündeki doktor bebeğimin en fazla 30.hafta sonunda olabileceğini söyledi. Halbuki ben bebeğimin hafta durumundan çok çok emindim. 5 hafta sonunda tekrar ultrason kontrolüne gittiğimde bebeğim tam 37 haftalıktı.
Raporumu almadan önceki Cuma günü gece onbire kadar ofiste kalıp işlerimi toparladım ve not bırakacağım işleri ayarladım. Masamı da boşalttıktan sonra eve geldim ve ertesi gün bebiş için doğum öncesi ufak tefek eksikleri almak üzere alışverişe çıktık.
Tam reyonlarda gezerken annemden bir telefon geldi. Ayağını kırdığını ve hastanede olduklarını söyledi. O anda ne kadar çok şok olduğumu ve üzüldüğümü anlatamam. Hala bu satırları yazarken gözlerimden sicim sicim yaşlar akıyor. Apar topar alışverişi bırakıp annemin yanında aldık soluğu. Evde perde asmak isterken merdivene çıkmış ve yere ayak bileğinin üzerine düşmüştü. Babamla apar topar hastaneye gelmişlerdi ve ayağında alçı vardı. Doktoru acilen ameliyat olması gerektiğini belirtmişti. Ama annem oldum olası ameliyat kelimesini sevmez, hemen olumsuz cevap verirdi. Yine aynı şekilde yaptı ve ortopedi doktoruma danışmak üzere telefon açtı. Ortopedi doktorum, ki kendisi beni 15 yaşımda skolyozdan ameliyat etmiştir ve gelmiş geçmiş en iyi doktorlardan biridir, röntgenleri ona getirmemizi bildirdi. Plana göre annemi eve götürecektik ve Pazartesi günü doktorumun ofisine giderek röntgenleri gösterecektim. Cumartesi günü eve annem ve babam hastaneden ambülansla döndüler. Ablama da sonradan haber verdik, o da apar topar akşam eve geldi. Hepimiz durumdan dolayı çok üzgündük, çünkü annemin özel durumundan dolayı ayağının kırılması yürümesi açısından çok önem taşıyordu.
Pazartesi sabahı önce devlet hastanesinden 37 haftalık raporumu aldım, ardından hızlıca Bakırköy'ün yolunu tuttum. Doktoruma röntgeni gösterdikten sonra acilen ameliyat olması gerektiğini, parçalı kırık olduğundan mutlaka ameliyatla düzeleceğini belirtti. Bu onun uzmanlık alanı olmadığından bana iki doktor ismi verdi. İlk sıradaki ismi arayan kız kardeşime doktor hemen çalıştığı hastaneye gelebileceğimi ve röntgeni gösterebileceğimi söyledi. Ben de apar topar hastanede doktoru buldum ve bir ameliyat öncesi röntgeni onunla paylaştım. Özel durumdan dolayı farklı bir ameliyat yapılacaktı ve karar vermemiz için bize süre tanıdı. Annemlere gidip konuyu onlarla paylaştım ve yapılacak bir şey olmadığından ameliyata karar verildi ve Salı günü öğlen zar zor bir evden çıkma durumu sonucu hastaneye vardık. Çarşamba sabah 7.30'da annemi ameliyata aldılar ve o uzun geçen 3 saat sonunda çok başarılı bir şekilde ayağına demirleri takıldı ve annem o akşam doktorun desteğiyle ve yürüteçle adım atmayı başardı.
Ben de bu arada kendi hamileliğimi, her an doğurabilecek durumda olduğumu unutmuştum. Herkes sanki hemen doğuracakmışım gibi bana muamele yapıyordu ve ben çok rahattım, sanki biraz daha zamana ihtiyacı vardı bebeğimin.
Annemin ameliyatı sonrası toparlanma dönemine girdik, 38.hafta kontrolümde doktorum artık araba kullanmamam gerektiğini belirtti. Bu noktadan itibaren benim için ev hapsi başlamıştı. Artık sadece hafta sonları dışarı çıkabiliyor, sürücü koltuğunun yanında oturuyordum. Ben de Kasım ayında gireceğim sınav için hazırlık yaparım diye yine "Her şerde bir hayır vardır" deyip evde kalmaya devam ettim. Benim için tek eğlence sabah ve akşam uğrayan kız kardeşim Pınar'dı. Bazen Pınar'la Beşiktaş'ta buluşup eve kadar alışveriş yaparak geliyorduk, bunlar da bana moral oluyordu.
Bir yandan da bebeğimin artık aramıza katılmasını diliyor, deli gibi merak ediyordum. Annemin dileği ise, bebeğimin annemin birazcık iyileşmesi sonrasında aramıza katılmasıydı. Nitekim de öyle oldu ve annemin düşmesinden bir ay ve bir gün sonra 18 Ekim'de canım kızım, şans meleği Yonca'm aramıza katıldı.
Katılma hikayesi de ayrıca hareketli olan bebeğim aslında 17 Ekim'de suni sancıyla bekleniyordu. Sabahtan hastaneye yatışım gerçekleşti ve suni sancı verildi. Maalesef ki suni sancı hiçbir işe yaramıyordu. Gün içinde doktorum kontrollerinde hep bana aynı soruyu soruyordu: "Ağrınız var mı?". Maalesef olmadı ve sabaha karşı bir doz daha denenmesine rağmen sabah doktorumun önerisiyle de sezaryen doğuma karar verdik.
Beni sedyeye aldıklarında kafamda tek bir şey vardı, genel anestezi olup öyle doğuma girmek. Maalesef kendisi de çok ameliyat geçirmiş sevgili teyzemle asansöre bindirilirken telefonla konuştum ve kararımı ona da ilettim. Ameliyathane kapısında prosedürleri gerçekleştirmek üzere anestezi uzmanı ve hasta bakıcılar bize sorularını ilettiler. Bu arada tatlı bir süpriz gerçekleşti ve ameliyata bizimle birlikte girecek olan hemşiremiz benim lise arkadaşım Sinem'di. Sinem'i görünce doğum telaşı vs. unuttum ve havadan sudan konuşmaya daldık. Bu arada doktorum Kayhan bey geldi ve benim anestezi ile ilgili kararımı duyunca şoka girdi. Epidural anestezi önerisiyle doğuma hazırlandık. Epidural anestezi olmasaydı eşim benimle doğuma giremeyecek ve kızımızın doğumuna bizzat şahit olamayacaktı, tıpkı benim gibi...
Bu doğru karardan sonra doğumla ilgili işlemler tamamlandı ve ameliyathaneye sedyeyle götürdüler. Bu arada eşime de kıyafet giydirmek üzere içeri çağırdılar. Doğum fotoğrafçısı tutmadığımız ve biz de zaten fotoğraf tutkunu olduğumuzdan eşim fotoğrafları çekecekti, fakat ameliyathaneye girince bu işin o kadar da kolay olmadığını gördük ve bir hasta bakıcıya fotoğraf makinemizi emanet ettik. Sinem'le ve eşimle sohbetler derken doğum çok çok kısa bir sürede gerçekleşti ve ben hayatıma bambaşka bir anlam yükleyen biricik kızım Yonca'mın sesini, daha doğrusu ağlamasını duydum. Allah'ım ilk görüşte aşkı bilirim, ama bu daha ilk duyuşta aşk. Kayhan bey sevecenlikle kızımı tuttuktan sonra bize gösterdi ve ben o an tıpkı şimdi de olduğu gibi gözyaşlarıma hakim olamadım. Yaşanmadan anlaşılmayacak bir şey olduğu için beni en iyi anneler anlayacaktır. Kızımı birkaç saniyeliğine gördükten sonra onu odanın köşesine aldılar ve ilk tetkiklerini yaptılar. Sonrasında bebek hemşiremiz yanımıza getirdi. Kızımı doya doya kokladım ve sonrasında o banyo için bebek odasına doğru yola çıktı. Tabii kızımız çıktıktan sonra benim derdim unutuldu ve eşim de koşarak fotoğraf çekmek üzere peşinden gitti. Sinem'le ve doktorumun ekibiyle baş başaydım. Sohbetler, tesadüfler vs. derken benim de kısa süre içinde işlemimi tamamlayıp sedyeye tekrar alıp odaya getirdiler.
Odaya geldiğimde kızım hala bebek odasında işlemlerini yaptırıyordu. Biter bitmez getirdiler ve zorlu mücadele emzirme seansları başladı. Hastane personeli varken o kadar kolay olan emzirme giderek zorlaşıyordu.
Hastanede ilk gece refakatçim canım teyzem Tuba'ydı. Tuba'nın da Yonca sevgisi o kadar derindi ki, kızımın ilk gecesini onun kucağında uyuyarak geçirdi. Ne zaman Yonca ağlasa Tuba'nın kucağında huzur bulup sustu. Hastanede günler günleri kovalayıp da taburcu olma günü geldiğinde ben hala evde tek başına bebeğe bakma fikrine hazır değildim.
Ama işte, hazır olsam da olmasam da zaman hızla aktı ve ben kızımla harika vakit geçirir hale geldim. Şans meleğim Yonca'm hayatlarımıza hoşgeldin, seni koşulsuzca seviyoruz...


posted under |
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

2 yorum:

  1. Ooo, bloger annelerden biri daha :) Ben de bloger annelerin daimi yorumcusu :))Her doğum hikayesi farklı ve her biri özel. Sen de epey sıkıntı çekmişsin Melisacım, ama ne mutlu ki kızlarımız ve biz sağlık ve sıhhateyiz :)) Diğer yazılarını yakından takip edeceğim.
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  2. Yonca çok şanslı bir kız, dünya tatlısı bir annesi var..

    YanıtlaSil

Sonraki Kayıt Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?