Yorum 0

Kaşkol




      -Aman iş filan yaparken sakın eğilmeyin. Tansiyonunuz bayağı yüksek, hem bel fıtığınız da var!
Doktor düşünceye dalmış gibi bir an duraladı.
      -Bazı tahliller yapmamız lazım. Sigortanız var mı?
      -Evet var.
       Keyfi iyice kaçmıştı. Doktor her ne kadar bilindik şeyleri söylüyor olsa da canının sıkıldığı halinden belliydi. Gür beyaz saçlarının çevrelediği yüzü solmuş görünüyordu. Zaten yetmişini de çoktan geçmişti. Şaşırtıcı olan ince, uzun vücudu ve ışıltılı gözleriyle hala yakışıklı görünmesiydi. Konuştukça görünen noksansız dişlerinin iyi bir dişçinin elinden çıktığı belliydi. Giyimi kuşamı da bayağı kaliteliydi. Derin bir göğüs geçirdikten sonra: 
      -Peki, yürüyüşü de mi bırakayım?          
Doktor gözlüğünü çıkarıp masaya koyduktan sonra geriye yaslandı.
      -Hayır, hayır, yürüyüş yapabilirsiniz. Ancak abartmayın. En önemlisi eğilip kalkarken dikkat edin.
Koltuğundan kalkıp belini bükmeden dizlerini kırarak yerden bir şey alıyormuş gibi yapıp sonra doğruldu. Onun bu hali yaşlı adamın tuhafına gitti, belli belirsiz güldü. Doktor:
      -İşte böyle, dedi.
Sonra o da güldü.
      -Teşekkür ederim doktor bey. Şimdi sigorta beni bekletir, en iyisi ben bunları dışarıda yaptırıp size getireyim.
      -İyi olur, bekliyorum.
Parmağını hafifçe reçetenin üzerine dokundurdu:
      -Buraya neleri istediğimi açıkça yazdım.
Ayağa kalktı, doktorun elini sıkıp kapıdan çıktı. Merdivenlerden inip dışarı çıkınca yüzünde kışın soğuğunu hissetti. Paltosunun yakasını kaldırmaya çalışırken bir yandan da “Herife bak, eğilme diye tutturdu. İstesem bile zaten belimin ağrısından eğilemiyorum ki!”
       Teşvikiye’den Ihlamur’a inen yola saptı. Tek şeritli yolda trafik bayağı yoğundu. Arabalar on beş, yirmi metre kadar gidip sonra tekrar duruyorlardı. Birden aşağıdan gelen bir arabanın sağ arka tekerleğinin yerinden çıkacakmış gibi yalpaladığını fark etti. İç lastik sanki dışarı çıkmış da yola fırlayacakmış gibiydi. Bir an olduğu yerde duraladı, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu ki araba beş altı metre ilerisinde yavaşladı. "Son model, gıcır gıcır! Sanırım Honda" Tekrar arka tekerleğe baktığında şaşkınlığını gizleyemedi. "Vay anasını, neyi neye benzettim!" Diye kendi kendine söylendi. Bej renkli bir kaşkolun ucu otomobilin kapısına sıkışmış, gerisi arabanın ardında uzayıp geliyordu. Tabii bu yağmur ve çamurda yol kenarlarındaki birikintilere iyice bulaşmış olarak!
      Sağ pencereye sokulup eliyle arka tekerliği işaret ederek sürücüyü uyarmak istedi ama çamurun iyice kirlettiği camdan içeriyi görmesi mümkün değildi. Önce cama hafifçe dokundu sonra elini boşlukta bir kaç kere çevirerek şoförden aralamasını istedi. Ardından pencere dört beş santim kadar aralandı. Genç sürücü şaşkın ve meraklı yüz ifadesiyle ona baktı.
      -Kaşkolunuz kapıya sıkışmış. Yazık, yerlerde sürünüyor!
"Canı sıkılmış bir hali var. Haklı! Benim de kaşkolum böyle caddede gezse canım sıkılır." Belli belirsiz gülümsedi, sonra belki alay ettiğimi sanır diye hemen ciddileşti. Oysa çocuk hiç oralarda değildi. Gülümseyerek:
      -Lütfen uzatır mısınız? Dedi
      -Hemen şurada, inersen bi koşu alırsın.
Genç adam bir şey demedi ama hala bekliyordu. “Herhalde inip arabayı sahipsiz bırakmak istemiyor.”      
      -Canım, kontak anahtarını arabanın üzerinden al. Topu topu bir dakikalık iş, zaten bu sıkışıklıkta ne olabilir ki!
Genç adam anahtarı sertçe çıkarıp montunun cebine koydu, sonra hızla inip arabanın arkasından dolandı. Duruma bakınca:
      -Öff! Dedi.
       Sarışın uzun boylu gösterişli bir çocuktu. Yaşlı adam “arabaya yakışmış doğrusu” diye düşünürken, delikanlı arka kapıyı açıp kaşkolunu kurtardı sonra da hoyratça koltuğa fırlattı. Arabasına dönerken “teşekkür ederim.” Dedi. Yaşlı adam gülerek:
      -Önemli bir şey değil sen de aynısını yapardın.
Sözü bitirmiş tam arkasını dönüp gidiyordu ki hiç beklemediği bir cevapla karşılaştı.
      -Ben sadece söylemekle kalmaz getirip verirdim!
Arkasına baktığında araba çoktan uzaklaşmıştı. Zaten canı sıkkındı şimdi iyice sıkıldı. Birden yüreğinin derinliklerinde bir acı hissetti. "Sana ne elalemin kaşkolundan, yürü git işine, kendi dertlerin yetmezmiş gibi!" Sonra biraz yürüyüp evine iyice yaklaşınca "Boş ver!" dedi."Biz zaten başka dünyanın çocuklarıyız. İyisi mi sen gene yüreğinin şarkılarını söyle!"
Devamını oku...
Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?