Yorum 0

Çamaşır Yıkamanın Keyifli Hali


Ev işleri arasında her hanımın farklı favorileri vardır. Mesela kimi ütü yapmayı sever , bazıları ise yemek yapmayı. Sevdiğiniz işlerin size verdiği keyif ise bambaşkadır ve terapik etkileri vardır. Başka dünyalara gider, hayaller kurar, güzel anları hatırlar, planlar yaparsınız.

Size harika bir haberimiz var. Artık bu keyfi size yaşatan favorileriniz arasına çamaşırı da ekleyebilirsiniz :) Çünkü Rinso bunu mümkün kılıyor.

Rengarenk paketleri ile raflarda dururken bile enerjisini yansıtan Rinso, çamaşır yıkamayı kolay ve eğlenceli bir hale getiriyor. Rinso’nun Kır Bahcesi (Yeşil), Çiçek Bahcesi (Pembe) ve Büyülü Bahçe (Mor) şişeli sıvı deterjanları hem beyaz hem de renklileriniz için tortu bırakmayan bir temizlik vaad ediyor.


Rinso’nun gerçek eğlencesi, yıkama sonrası çamaşır makineninizi açtığınız anda başlıyor. Öyle ki kapağı açtığınız anda tertemiz çamaşırlarınıza eşlik eden muhteşem çiçek kokuları tüm banyoya yayıyor. İşte o an, hissettiğiniz duygular tarif edilmez. Sanki bir anda sevdiğiniz bir melodi çalmaya başlıyor ve o koku sizi alıp bambaşka bir yerlere götürüyor.

Bu kokular o kadar kalıcı ki tertemiz çamaşırlarınızı asarken, kuruturken, ütülerken ve tabii ki giyerken makineyi açtığınız o andaki duygular size kendini hatırlatmaya devam ediyor. Rinso kalıcı bahar kokuları ile çamaşır yıkamayı keyfe dönüştürüyor.

Mutluluk ve keyif zaten anlık değil midir? Mühim olan o anlara hayatınızda yer açmak. İşte Rinso bunu mümkün kılıyor.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 0

Annelerin Akıllı Seçimi: TODİZOO Oyuncakları

Bebekler için oyuncak seçme işi anne babalara düşüyor. Minikler, hem gerçek dünyayı hem de kendi yetenek ve becerilerini önce oyuncaklarla keşfetmeye başlar. Doğal olarak oyuncakların onların gelişiminde rolü çok önemlidir. Oyuncak alırken aradığımız özellikler aslında çok net. Eğitici, eğlendirici ve onlar için tamamıyla güvenli olmaları en önemli özellikler.

Bebekler için oyuncak alırken en önemli kriter, güvenilir markaların oyuncaklarını almak olmalıdır. Sık sık ağzına götüreceği, birlikte uyuyup yemeklerini hatta banyosunu paylaşmak isteyeceği oyuncaklarının ona zararlı olabilecek bir materyal, boya ya da aksesuar içermediğinden emin olmanın tek yolu tercihlerinizi güvenilir markalardan yana yapmak. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu da seçtiğiniz oyuncakların onların gelişimine de katkıda bulunması. Yapacağınız doğru oyuncak seçimlerinizle her gün hayat ve kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenen bebeğinize büyüme macerasında yardımcı olabilirsiniz.

Tüm bu özellikleri bir arada bulabileceğiniz Todizoo oyuncaklarını inceleyerek, bebeğinizin yaş ve ihtiyaçlarına en uygun olanları tercih edebilirsiniz.

TODİZOO MÜZİKLİ ÇINGIRAKLAR: Bu sevimli arı ve kelebek çok marifetli. Minik parmakların kolayca basabildiği düğmesi eğlenceli melodiler çalıyor. Ses efektli kanatları ve boncukları ile hem bir çıngırak hem de dişlik olan kanatları tam kaşınan dişlere göre. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler için tercih edilebilir.



TODİZOO EMEKLEME BÖCEĞİ VE TOSBAĞA: Emekleme nasıl da heyecan verici bir dönem değil mi? Şimdi emekleme çalışmalarına yardımcı olacak iki sevimli arkadaş var. Todizoo’dan Emekleme Böceği ve Tosbağa üstüne basınca ilerliyor, bebeğiniz de onları hevesle takip ediyor. 12 ay ve üzeri bebekler için tam bir emekleme yardımcısıdır.



TODİZOO ARKADAŞIM SERİSİ: Todizoo’nun bu şirin oyuncakları basıldığında ışıklı düğmeleri ile melodiler çalıyor, “ABC” ve “123” ve birbirinden sevimli kısa cümleler söylüyor. Minikler bu arkadaşları onları çok eğlendirdiği için seviyor, biz de onların el-göz koordinasyonlarını güçlendirip sebep-sonuç ilişkisini öğrenmelerine yardımcı oldukları için seviyoruz. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler içindir.





Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
Yorum 0

İLK 1000 GÜN BEBEĞİNİZİN GELİŞİMİ İÇİN NEDEN ÖNEMLİDİR?

Bebeğiniz karnınıza düştüğü ilk günden itibaren, birlikte birçok ilki deneyimlersiniz: ilk kalp atışı, onu karnınızda hissettiğiniz ilk an, başını göğsünüze ilk yaslayışı, ilk gülümsemesi, ilk adımları… O anlarda daha da iyi anlarsınız ki anne olmak; paha biçilemez bir histir ve yalnızca bebeğinizin dünyayı keşfettiği değil, sizin de anne olmayı tüm kalbinizle hissedip tecrübe ettiğiniz, bitmeyen, harikulade bir yolculuktur.

Bebeğinizle geçirdiğiniz ilk 1000 gün, yani hamileliğinizin ilk gününden bebeğinizin 2 yaşına kadar geçen süre, onun sağlığında ve gelişiminde büyük paya sahiptir. Yaşamın bu ilk 1000 gününde bebeğinizin büyüme hızı mucizevidir; ilk 1 yılında kilosu 3 katına çıkar, 2 yaşının sonunda beyin gelişiminin %85’i tamamlanır.


Bu fiziksel ve zihinsel gelişimi etkileyen en büyük faktörlerden biri ise bebeğinizin iyi beslenmesidir.  Bir anne olarak bebeğinizle geçirdiğiniz ilk 1000 günde beslenme düzeninizde sağlıklı alışkanlıklar edinmek ve bu alışkanlıkları bebeğinize de kazandırmak, bebeğinizin hayatının geri kalanında sağlıklı bir birey olarak gelişmesinin temellerini atacaktır.

Aptamil devam sütü, 30 yıldır anne sütü üzerine yaptığı sayısız araştırmalar, uzman kadrosu ve şimdi de ilk1000adım.com'la bu önemli ve keyifli yolculukta tüm annelerimizin yanında.

ilk1000adım.com bebeğiniz ve sizin için önemi büyük olan bu süreçte tüm uzman kadrosuyla yanınızda olmak amacıyla yaratılmış bir web sitesidir. İlk 1000 Adım’da hamileliğiniz boyunca geçireceğiniz fiziksel, psikolojik gelişim ve değişimler, emzirme dönemi ve faydaları, ek besinlere geçiş dönemi ve yürümeye başlama yıllarında doğru beslenme, bebeğinizin fiziksel ve psikolojik gelişimi gibi konularda adım adım bilgiler ve ipuçları bulabilirsiniz.

Bunun yanı sıra bebeğinize özel sağlıklı ve pratik tarifler, size özel sürprizler de ilk1000adim.com’da sizleri bekliyor. Web sitesinin yanı sıra İlk 1000 Adım her an Facebook, Twitter ve Instagram’da da yanınızda.

Şimdi siz de filmimizi izleyin ve #AnneOlmak hashtag’iyle paylaşın... Bebeklerinin tüm ilklerinde yanında olan ve onlar için hep iyisini isteyen annelerimize teşekkürlerimizle.



Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 0

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!


Soma İçin Bir Olduk:  Anka Küllerinden Yeniden Doğan bir Kuştur...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.


Soma’daki faciada 301 işçimizi kaybettik, olaydan yaklaşık 5 bin çocuk etkilendi. “Benim adım Esma, benim adım Sıla, benim adım Dilara, benim adım Abdurrahman… Biz bir robot yaptık. Grubumuzun adı Anka oldu. Anka küllerinden yeniden doğan bir kuştur.” Bilim Kahramanları Derneği’nin projesiyle çocuklar, bilim ve teknolojiyle meşgul oldular, acılarından biraz uzaklaşıp normal hayata döndüler.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 0

Çocuklar Migros’la unutamayacakları bir bayram yaşayacak!


Bu 23 Nisan, çocuklar için çok farklı geçecek. Bayramın coşkusu Migros’un fırsatlarıyla katlanacak. Migros, çocukların yaratıcılığını göstereceği #hayalimiçizdim yarışmasıyla ve benzersiz kampanyalarıyla bu sene de çocuklara iyi gelecek.

Hayalini çiz, tüm dünyaya iyi gelsin.

Rengarenk hayalleriyle her gün yepyeni dünyalar yaratan çocuklara bir sürprizimiz var. Hürriyet’in özel olarak hazırladığı 23 Nisan Hürriyet’i gazetesinin kapak sayfasını tamamen çocuklara ve onların hayallerine ayırıyoruz.

#hayalimiçizdim yarışmasıyla çocuklar hayallerindeki dünyayı çiziyor, benzersiz düşlerini paylaşıyor. Üstelik, resimlerini #hayalimiçizdim hashtag’iyle Twitter’da veya Instagram’da paylaştıklarında, oyuncak sepeti hediyemizi kazanma şansı yakalıyor.

#hayalimiçizdim sayfası aynı zamanda Migros TV’de de yayınlanacak. Çocuklar, bu sayfanın çıktısını alıp #hayalimiçizdim hashtag’iyle de yarışmaya katılabilecek.


Hem çocuklarınıza hem cebinize iyi gelecek fırsatlar!

Migros’ta fırsatlar bitmiyor.


Yazmayı çok seven, en sevdiği kalemi biten ya da rengarenk yeni bir defter almak isteyen çocuklara, tüm kırtasiye ürünlerinde %50 indirim iyi gelecek.

Tüm oyuncaklarda %50 indirim (katalog ürünleri hariç), çocukların hayal gücüne iyi gelecek.

Kaç yaşında olursak olalım, vazgeçemediğimiz sakız ve şekerlemelerde 3 al 2 öde, yalnızca çocuklara değil herkese iyi gelecek.

Bambaşka dünyalara yolculuk yapmamızı sağlayan tüm çocuk kitaplarında %50 indirim, çocukların ruhuna iyi gelecek. Yeni maceralara adım atacak, yeni yerler keşfedecek, yeni kahramanlarla tanışacaklar.

Çocukların sınırsız yeteneklerini açığa çıkaran tüm Lego setlerinde %20 indirim onların yaratıcılığına iyi gelecek.

Barbie, Scrabble, Max Steel, Polly Pocket, Cars, Ever After High, Fisher Price, Planes 2, Acayip Havalı Arkadaşlar, Disney Princess ve Hotwheels markalarında %20 indirim ise en sevdiği oyuncaklara kavuşan tüm çocuklara çok iyi gelecek.

Migros size iyi gelecek.


Bir boomads advertorial içeriğidir.
Devamını oku...
posted under , | 0 Comments
Yorum 0

Halkalıda

                 

       Bahçede dolaşırken çocuk yanıma geldi. “Bu hafta sonu babam ve amcalarımla balığa gideceğiz, gelir misiniz?” Ardından ilave etti “Sizi Halkalı tren istasyonundan alırız.”
      O Pazar hava güzeldi, ilkbaharın pırıl pırıl günlerinden biri. Bazılarına göre İstanbul’da bahar olmaz, aniden yaza girilir. Ama bunu söyleyenler ilkbahar geldiğinde kırlara çıkıp papatya ve gelincik tarlalarını gezmeyenler ya da İstanbul’un iki yakasındaki tepelerde erik, ayva, badem, hele hele erguvan ağaçlarını seyretmek için Boğaz’ı boydan boya geçen eski bir şehir hatları vapuruna hiç binmeyenlerdir.
      İşte o gün öyle bir gündü. Sirkeci’den trene binip son istasyonda indim. Çocuk beni buldu, babasıyla amcaları az ileride bekliyorlardı. Birkaç kilometre gittikten sonra bir dere kenarına geldik. Araba park edilince herkes eşyasını indirdi. Şöyle bir soluklanınca etrafıma baktım, ileride demir bir köprü vardı. Derenin karşı kıyısının ardındaki tepeciğin üzerinden geçen demiryolu bu köprüye ulaşıyordu. Çocukluğumdan beri trenlere, hele yük trenlerine meraklıyımdır. Köprüye bakarken öte taraftan gelmekte olan bir yük treninin önce gümbürtüsünü duydum, sonra köprüye girişini izledim. Saniyeler içinde aklıma annemle beraber yaptığımız uzun tren yolculukları geldi. Çocuğun da benim gibi köprüden geçmekte olan treni seyrettiğini fark ettim. Göz göze gelince sessizce gülüştük. Sanki birbirimizdeki çocukluğu keşfetmiştik.
      Sonra dereye doğru baktım. Hala yeşil akıyor ve oldukça temiz görünüyordu. Çocuklarla birkaç yetişkin her iki tarafında sıralanmış balık tutuyorlardı. Resul bey yanımıza gelip, “Kızılkanat,” dedi. “şanslıyız.” Evet” anlamında başımı salladım. Dere önümüzden geçtikten sonra sağda ince bir kola ayrılıyor, sazlık ve otlukların arasından devam ediyordu. Su oldukça sığ ve durgundu. Çocukla amcaları yanıma gelip, “biraz yem bulalım,” dediler. Merakla onları takip ettim. Küçük amca yemlerini bulmuş olacak ki, derenin yan kolundaki sazların arasından oltasını atmaya başlamıştı bile!
       Zaman zaman gölün uzağında bir yerden tüfek sesleri geliyordu. Baba,“Acımasız herifler, bunlar avcı filan değil, düpedüz katil. Yavrusu olan ördeklere tüfek atıyorlar.” Sonra öfkeyle gölün bizden uzak yamaçlarına doğru bakıp, sanki silah atan adamla konuşuyormuş gibi, “Sen çocukken anneni vursalar iyi miydi? Dedi. Bunlar hep duyduğumuz şeylerdi. Ancak bire bir ilk defa karşılaşmıştım. O günden sonra av tezkeremi yenilemedim, ava da gitmedim. Artık silahlarımı altı ayda bir sadece temizlemek için elime alıyorum.
      Birden çocuk elindeki sopayla otların arasında bir şeylere vurmaya başladı. Eğilip yerden alıyor ve torbaya koyuyordu. Yanına yaklaşıp,
      -Nedir o? Diye sordum.
      -Yem topluyorum.
Yeşilimtırak bir böcekti. Çocuk o kadar hızlı çalışıyordu ki!
      -Galiba çekirge!
 Başıyla onaylayıp eliyle de işaret ederek,
       -Çekirge, dedi.
Sonra devam etti.
      -Bunları suyun üstünden kapabilmek için sıçrayan balıkları bile gördüm.
Çocukla birlikte derenin köprüye bakan tarafına geçtim. Diğer balıkçılar bizden yaklaşık yüz metre ileride dizilmişlerdi ama yoğunluk karşı kıyıdaydı.  Livarımı derenin sıfır noktasındaki kumluğa bırakıp, ipini kumsala çaktığım çubuğa bağladım. Makinem bu işe uygun, ama Sporteks kamış hem kısa hem hantal, bilmem ki bu kadar hafif kurşunu atar mı? Çocuğun oltasından yan gözle kopya çekip kendime benzerini hazırladım. Küçük bir kıstırma, ince ama sağlam bir misina, ucuna da altı numara Fransız iğne. Çekirgeyi takarken genç adamdan bayağı yardım aldım. Babası uzaktan bizi izleyip, bıyık altından gülüyordu, ben de güldüm.
       Kendinden emin bir balıkçı edasıyla oltasını karşı kıyıya birkaç metre yakın bir yere attı.
      -Geçen hafta yine gelmiştik, tam burası!
Şimdilik izlemedeyim. Fakat o da ne? Oltası birden bire gerildi.
      -Vay be!
Atmasıyla çekmesi bir oldu. Bir’den beş’e, sıralanırsa balık dört numara izmarit büyüklüğünde, bayağı da iyi görünüyor! Şimdi atış sırası bende. Kamışı savuruyorum, ama yolun yarısına ancak düşürüyorum. Elimdeki kamış bu kadar hafif kurşunu atmaya uygun değil, ağır kurşun ve büyük balık için. Bir zamanlar Arnavutköy’de şafak sökerken bu kamışa yüz elli gram kurşun takıp kayıkhanedeki sandalların arasından lüfere kaşık atardım.
       Dibe takılma riskini göze alarak bir kıstırma daha taktım. Tam yerine değilse de az gerisine düştü. Balık anında yeme yapıştı. Süratle çekip livara atım. Çocuk ha bire çekiyor! Ben iki balık alana kadar o üç tane. Ama ben de boş çekmiyorum, Üstelik küçük balık yok. Evvel Allah livarım doluyor. Diğerlerininkini hiç sormayın! Ya karşı sahildeki balıkçılar? Ne de çok balık varmış. Bu arada bizimkiler çimenlere örtü yayıyor, piknik yemeğine misafir olarak katılıyorum.
       Uzun süreden beri bu kadar güzel bir çevrede bulunmamıştım. Civardaki ağaçlar çiçek açmış, uzaktan gelen böcek vızıltılarına kuşların senfonisi eşlik ediyor. İnsan çoğu zaman dikkatini başka şeylere yönelttiğinden veya kendi iç hesaplaşmalarıyla uğraştığından bu güzellikleri göremiyor. Yeşilliğin ortasındaki bir ağacın gövdesine sırtımı dayamış otururken mis gibi çayımı yudumlayıp bunları düşünüyorum. Resul Bey birden kendi livarındaki balıkları benim torbama boşalttı.
      -Ne yapıyorsun, bunlar çok fazla!
      -Olsun. Dolaba atar yavaş yavaş yersiniz.
      -Biz bunları pişirmeyi de bilmeyiz.
      -O kolay, ben tarif ederim.
Devam etti:
      -Çok keskin bir bıçak lazım, balığın içini ayıkladıktan sonra enlemesine ince ince ve sık sık iskeletine kadar çizmeniz gerekir, Tabii başından kuyruğuna kadar.
      -Peki, nasıl pişecek?
      -En güzeli una bulayıp çiçek yağında kızartmak!
Tarife de, balıklara da teşekkür ettim. Eşyaları arabaya dikkatle yerleştirdik. Bir kez daha çevreme göz attım. İçimden “çok güzel, keşke yine gelebilsem” diye düşündüm.
                                                            ***
       Sabahın erken saatinde Arnavut köy sahilinde yürüyüş yaparken eski bir arkadaşıma rastlamıştım ayaküstü sohbet ettik.
      -Akşam televizyonu izledin mi?
      -Evet, dere taşmış, koca koca tırlar sele kapılmış. Pek çok kayıp varmış.
      -O derenin eski halini bilir misin?
      -Yıllar önce bir tanıdıkla balığa gitmiştik. Koca Livar dolusu kızılkanat tutmuştuk, hiç unutmam bir yaz boyu yedik!
      -İşte o dere, ama söylediklerin bir zamanlardı. Şimdilerde ne dere kaldı, ne de balıklar. Yerinde yeller bile esmiyor. Artık tır parkları, sanayi siteleri, gecekondular var.
Gülerek:
      -Kim bilir belki gökdelenler bile vardır!
      -Yani yok yok!
Gene güldü fakat bu defa acı acı!       
      -Hayır! Şimdilerde orada olmayan yeşil renkli bir dere, içindeki balıklar ve kurbağalar, kıyıda tek tük ağaçlar, sazlıklar, göçmen kuşlar, hatta kuluçkaya yatmış yaban ördekleri, kır çiçekleri ve çekirgeler…                                                
Devamını oku...
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?