Yorum 5

Bir Lohusanın Güncesi

Biliyorum yazacaklarım anne olmak isteyenleri biraz korkutacak. Unutulmaması gereken bir şey varsa, o da güzel olan şeyler hep zordur. Annelik de aynen böyle bir şey...
Lohusa kelimesi Rumca'dan gelen bir kelime, yeni doğum yapmış kadın demektir. (bakınız: http://www.tdk.gov.tr/ - Güncel Türkçe Sözlük) Lohusalık süreci, annenin zihninin her şeye açık olduğu bir dönem. Bu yüzden lohusaların mezarı 40 gün açık olur derler. Korkutucu biliyorum ama maalesef doğru.
Eski adetlerde evin ortasına lohusa yatağı serilir ve lohusa kadın 40 gün bu yatakta yatarmış. Al basması olmasın diye de kırmızı kurdele takması gerekirmiş. Al basması hurafe olarak görülse de gerçek olduğunu biliyorum. Bu yüzden 40 gün boyunca lohusa kadın yalnız bırakılmıyor.
Hastanede geçirilen sürede hemşire ve doktorların yoğun ilgisi sonrası eve dönme zamanı gelip çatar. Eve gelişe kadar sıkıntı yoktur. Ama eve geldikten sonra bebeğe nasıl bakılacağı ile ilgili endişeler baş gösterir.
Lohusa eve dönüşünde 3 saatte bir beslemek zorunda olduğu bebeği, ev işleri, yemek, eş gibi görevleriyle baş başa kalır. Eğer yardımcı olan birileri varsa, ne ala; yoksa iş başa düşer.
Bebek zaten başlı başına zor bir hadisedir. Sabah akşam bilmeyen bu minik şey her şeye ağlamaktadır. Beslenme, alt değiştirme, uyku... Bunların hepsi başlı başına bir mücadele, bir meydan okumadır.
Sabah bebeğin uyanmasıyla güne başlayan anne, bebek uyuduğu zaman dinlenmek ister. Yalnız ters olan şey, bebek gündüzleri mışıl mışıl (tabii ki en fazla 2-3 saat) uyurken annenin gündüz uyarıcıların çokluğu sebebiyle uyuyamaması. Burada Murphy kuralları devreye girer ve anne tam uykuya dalacakken bebek uyanır. Süt üretimini arttırmaya çalışan anne, yorgunluk sebebiyle başarılı olamaz ve bebek doymaz. Doymayan bebek çığlık çığlığa ağlar, susturmaya çalışmak ise beyhudedir.
Gündüzü gecesi birbirine karışan anne, yemek yemek, ihtiyaçlarını gidermek ve biraz kendine ait zaman bulmak konusunda çok şanssızdır. Artık saati bebek saatidir.
Gündüz daha rahat uyuyan, gürültüde ve seste uyuyakalan bebek geceleri cin gibi olur. Beşiğine koyulduğunda sensör çalışır ve bebek ağlamaya başlar. Kucağa alınınca sakinleşir, beşiğe koyulunca ağlar. Bu anne ve bebekten biri yoruluncaya dek devam eder. Belki burada baba devreye girerse anne biraz yatakta uzanarak dinlenme fırsatı bulabilir. Beşik mücadelesinin galibi genelde bebek olur ve beslenme sürecinin sonunda uykuya dalarak anneye biraz dinlenme saati verir. Yazık ki bu süre çok uzun olmayacaktır. Gaz sorunları baş göstereceğinden bebek en fazla 1 saat sonra ağlayarak uyanır. İlk günlerde bebeğin neden ağladığını keşfetmek çok zordur.
Eve gelen her ziyaretçi bebek uzmanıdır. Bebeğin ağlamasıyla aç olduğunu şıp diye anlayıverirler. Annenin gücü genelde uzmanları susturmaya yetmez ve yenilgiyi kabullenerek bebeği besler. Biberon sever bebek annesinden çok plastik veya kauçuk uçlu yapay emzikleri, neye benzediği anlaşılmayan mamaları tercih eder. İşte bu nokta annenin kendisini yetersiz hissettiği, bebeğine iyi bir anne olmadığı konusunda kendine kızdığı yerdir. Oysa ki bu çok yersiz bir kaygıdır.
Lohusa kadın 40 günden geri sayıp, günleri çarpı koyarak işaretleyerek günlerini geçirdiği için anın tadını çıkaramaz. Ama zaten tadı çıkacak fazla bir şey de yoktur.
Keskin bıçakla ayrılmış gibi 40 gün bittiğinde sorunlar büyük ölçüde biter. Artık anne bebeğin yemek, uyku düzenine alışmıştır. Dünyadaki varlığını kabullenen minik ise artık daha az ağlamaktadır.
Mutlu günler çok yakındadır, yalnız biraz daha kulaç atmak, biraz daha koşmak gerekiyordur...
Devamını oku...
Yorum 7

Madrid, bir İspanya klasiği

İspanya'nın başkenti Madrid şüphesiz ülkenin en popüler destinasyonu değil. Barcelona gibi bir alternatif varken, ülkenin ortasında bulunan, denize uzak bir şehri gezmeyi genelde tercih etmiyor  gezginler.
Ben de aynı mantıktayım derken, yolum iş için yapılacak bir uluslararası toplantı dolayısıyla Madrid'e düştü. Minik kızım Yonca'ya 5 aylık hamileydim gittiğimde.
Toplantı sonrası ve öncesinde birkaç gün şehri gezecek şekilde ayarlama yapmıştım ki, şehri gezmenin tam hakkını verebileyim.


Madrid'e İstanbul'dan THY ile direkt uçuşla ulaştım. İngilizce konusunda çok zayıf olan İspanyol şoförlerine oteli tarif edip otele kendimi ve bavullarımı attıktan sonra sıra şehri keşfe geldi.
Şehrin merkezindeki Gran Via bulvarı üzerinde bulunan otelimden şehir merkezine inmek çok kısa sürdü. Madrid gördüğüm diğer Avrupa şehirlerinden çok farklı değil. İnsanlar güler yüzlü, her gittiğim yerde "Hola" yani Merhaba kelimesiyle karşılandım.

Otelden mağazaları geçip ulaştığım yer Puerto del Sol, yani Güneş kapısı. Çok da doğru bir ad vermişler buraya. Güneşin gün boyunca üstünde olduğu, şehrin tam ortası bir yer burası. Her daim hareketli, insanların oradan oraya koşturduğu, minik güzel kafelerin ara sokaklarda saklandığı bir yer.
Berlin gibi Madrid'in simgesi de ayı, yalnız bu sefer ayıya bir çilek ağacı eşlik ediyor. Zamanında Madrid'in etrafında bolca bulunan çilek ağacı ve ayı şehirleşmeyle birlikte şehrin simgesi haline gelmiş. Puerto del Sol'un bitiminde sevimli ayıcık ve ağacın yanında fotoğraf çektirirseniz Madrid'e geldiğinizi ispat edebilirsiniz böylece.

Madrid tarih bakımından çok zengin bir şehir. Plaza Mayor mutlaka şehre gidildiğinde uğranması gereken bir uğrak yeri. Etrafı binalarla çevrili "Büyük Meydan", günün her saatinde yoğun, belli saatlerde aktiviteler var. Şehre açılan sokaklarında ise sokak performansçılarına bolca rastlanıyor. Yurt dışına gittiğimde çok sevdiğim bir şey sokak performansçılarını izlemek. Kendini altın rengine boyayıp sabit duran insanlar, değişik maskeler takarak kılıktan kılığa giren insanlar. Bir tanesi var ki, Madrid'de görüp  unutamadığım, belki de hamile olmamdan kaynaklanan algıda seçicilik ile bebek kılığına giren ve ağlayan bebek sesi çıkaran sokak performansçısı. Ailelerin ve küçük çocukların özellikle ilgisini çeken bu kişi bir pusetin içinden kafasını bebek kostümüne yerleştirmiş ve bebekçe popüler şarkıları seslendiriyor, bahşiş verilmezse de elinden oyuncağı alınan bir bebek gibi ağlıyor.


Amatör olarak çektiğim videosunu aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:
Plaza Mayor kesinlikle görkemli. Çıkışlarından bir tanesinde Paella (bir çeşit İspanyol pilavı) restaurantlarına ve gördüğüm en sevimli şekerleme dükkanına açılıyor. Plaza Mayor sonrası sokaklarda yürürken kendimi Puerto del Sol'de buluyorum. Adının anlamı şimdi daha da güzelleşti benim için.

Madrid deyince futbolu es geçemeyeceğim. İspanyolların ve tüm dünya futbolseverlerinin "El Clásico" olarak nitelendirdiği Real Madrid - Barcelona maçlarının gerçekleştiği "Santiago Bernabeu" Stadyumu da bu şehirde ve turistlerin uğrak yeri. Stadyumun büyüklüğü bile futbolun orada neden bu kadar başarılı olduğunu gösteriyor.

Madrid'de es geçemeyeceğim başka bir şey ise Cervantes ve Don Kişot. Dünyaca ünlü yazar ve kitap kahramanlarının heykelleri de şehirdeki bir parkın tam ortasında ve turistlerin akınına uğruyor. Fotoğraf çektirmek için sıraya giriliyor. Fotoğrafa bakıp aldanmayın, aslında heykellere ulaşabilmek için merdiven tırmanıp yükseğe çıktım ve Sancho Panza'nın altından süründüm.



Barcelona gibi bir rakibi olmasına rağmen, başkent Madrid kesinlikle görülmeyi hak ediyor...
Devamını oku...
Yorum 0

Saç dökülmem de olmasaydı...

Bir zamanların ünlü reklamını hatırlar gibiyim: "Neşe'nin kepek sorunu var". Bunu "Melisa'nın saç dökülmesi sorunu var" olarak değiştirmek istiyorum.
Hormon değişimimin tavan yaptığı doğum sonrası günlerde başlayan ve son gaz devam eden saç dökülmesi problemi yaşıyorum.
İnsanoğlu nankör yaratık, hava soğuk olsa şikayet eder, sıcak olsa şikayet eder. Saçları kıvırcık olan düz ister, düz olan kıvırcığa özenir. Ben de doğum öncesi kabaran saçlarıma gıcık olup dururdum, herkes ne güzel banyodan çıkıp hiçbirşey yapmadan dışarı çıkar, ben ise köpük, sprey benzeri bir saç ürünü kullanmadan halkın arasına karışamazdım.
Hamilelik haberimi aldıktan sonra hiç kestirmediğim saçlarım belime kadar cılızlaşarak uzamışken doğum sonrası hastanenin moral desteği olan fönümü çektirdim. Bakımlı bir şekilde hastaneden ayırılırken saçlarımla hala barışıktım.
Eve dönüp de saçlarım suya değdikten sonra acı gerçekle yüzleştim. Saçlarım dökülüyor, hatta dökülmekle kalmıyor, birbirleriyle sözleşmişcesine toplu olarak vücudumu terk ediyorlardı. Lohusa ruh haliyle iyice sinir bozucu hale gelen saç dökülmeleri daha da fena görünüyordu.
Lohusalık günlerimin neyse ki geçmesiyle beraber gülücüklerime kavuşan ben hala banyoda ve elimi saçlarıma attığımda kara kara düşünür oldum. Bu kadar saç neden beni bırakıp gidiyordu, yıllar boyu şikayetimin acısı artık çıkıyordu galiba...
Doktorumun kontroller sırasında çok normal, devam eder, bir sene sonra geçer demesi biraz olsun içimi rahatlatsa da Melisa'nın saç dökülmesi problemi ne yazık ki devam ediyor, ama bu durum beni ne yazık ki Neşe gibi reklam yıldızı yapmaktansa mağdur yapıyor.
Fikrimi hala değiştirmedim: Kızım için her şeye değer...
Devamını oku...
Yorum 1

Ah şu Hamilelik Nezlesi!

Gülü seven dikenine katlanıyor. Hamile olup anne olmak kolay değil haliyle. Zor olduğu ölçüde keyifli bir yolculuk bu.
Hamilelik dönemi rahat geçmiş biri olmama rağmen ben de hamilelik yan etkilerinden nasibimi aldım.
İlk 3 ayda yoğun seyreden, sonrasında azalan burun kanamaları. Bu dönemde neredeyse her gün burnum kanıyordu. 3 aydan sonra biraz daha azalan burun kanamalarım hala ara ara devam ediyor.
Vücudumdaki tüm yararlı şeylerin o minik fetüs kızımı beslemeye yönelmesiyle kramplarla tanıştım. Gecenin tam ortasında özellikle bacağıma giren kramplarda çığlık çığlığa uyanıyor, geçmeden uykuya dalamıyordum. İnternette ve kitaplarda okuduğuma göre bu çok normaldi ve bu dönemde magnezyum desteği almak gerekiyordu. Sanıyorum 5. ay kontrolüydü, doktoruma danıştım ve o da bana 1 hafta boyunca magnezyum tabletlerini çiğneyebileceğimi, geçmezse başka bir çare bulacağını söyledi. Bu dönemde magnezyum tabletlerinin yanında muz yemeye başladım. Sabah akşam birer adet aç veya tok karnına ilaç niyetine muz yedim. Sonuç gayet olumluydu, zira eskisi gibi kramplarım kalmamıştı, aynı zamanda muz yemek beni dirençli yapıyordu.
Bu yan etkilerin yanında bir tanesi var ki, hemen hemen hiçbir hamilenin başına gelmemiş (en azından benim çevremde hamilelerin hiçbiri) bir yan etki; hamilelik nezlesi. Hamilelik nezlesi ne mi?
Ben de başıma gelmeden önce bihaberdim böyle bir rahatsızlığın varlığından. 4.aydan itibaren kulaklarım ve burnum tıkanmaya başladı ve kontrollerimde sorduğum zaman doktorum bunun çok normal olduğunu, bebek için vücudumun daha fazla oksijen pompalamaya çalışırken bu sorunların ortaya çıkabileceğini söyledi.
Kendimi nadiren normal olarak saydığım için bu yan etkiye çok şaşırdığımı söyleyemem. Yalnız zor olan kısım her telefonda konuştuğum kişinin beni grip veya nezle sanıp geçmiş olsun dileklerini iletmesi ve  benim de konuyu kısaca açıklamam olmuştu.
Doğuma kadar bu şekilde tıkanmış kanallarla yaşayarak hamileliğim geçti. Doğum için hastaneye yattığım gün mucizevi bir şekild hamilelik nezlemin geçtiğini fark ettim. Sanırım doğum kelimesi bile nezleyi korkutmaya yetmişti. Bu sefer beni gerçek grip yakaladı tabii. En azından kulaklarım açık diye çok mutluydum.
Hastane dönüşü her şey normal gibi gözüküyordu, ta ki 5 gün sonra tekrar kulaklarım tıkanana kadar. Kabus geri dönmüştü. Yine yeni yeniden hamilelik nezlesine geri döndüm ve hala aralarda tıkanmış vaziyette dolaşıyorum. Kulaklarım açıldığı zamanlarda duyabildiğimi hissediyor ve mutlu oluyorum. Kulak burun boğaz doktoruna sorduğumda bana bu yan etkinin 2 seneye kadar sürebileceğini söylediğinde aklımdan şu geçti: "Kızım için her şeye değer"...

Devamını oku...
Yorum 0

Alexa


30 Mayıs - 25 Temmuz tarihleri arasındaki Alexa sıralamamız
56 Günde  24.286.557 geriledi.
Blogumuzu takip eden herkese teşekkürler.



Devamını oku...
posted under | 0 Comments
Yorum 8

Eyvah Düşüyor(d)um!

Yonca'nın annesi sıfatıyla katıldığım ilk yarışma programı olma ünvanı "Eyvah Düşüyorum" bu akşam Startv'de yayınlanıyor ve ben bu programda yer alıyorum.
Hobilerimden biri olan bilgi yarışmalarına katılmak Yonca'nın hayatımıza katılmasıyla farklı bir anlam kazandı benim için. Artık kızımın adının anlamını gösterebileceğim bir alan daha oldu böylece...
Ben yarışmada çok eğlendim, yeni arkadaşlıklar edindim. Eser Yenenler'le tanıştım. Güleryüzlü Endemol ekibiyle tanışmış oldum.
Yarışma sırasında bilgimi sınadım, yeni şeyler öğrendim.
Şimdi zevkle izleme sırası geldi. Geç saatte yayınlansa da izlemenizi tavsiye ederim, eğlendirirken öğreten program çünkü bu :)


Yonca'nın annesinin katıldığı "Eyvah Düşüyorum" yarışmasının
görüntülerini  aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz...


Devamını oku...
Daha Yeni Kayıtlar Önceki Kayıtlar Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?