Aykırı İşler



       Ortadaki masa muşamba örtüyle kaplıydı. Boş kristal vazoyu saymazsak üzerinde ancak beş on zeytin alabilen küçük bir kâse, sağa sola rastgele bırakılmış üç beş ekmek dilimi ve iki çay bardağından başka şey yoktu. Çift kişilik ahşap karyola ve üzerindeki yün yatak, iki koltuk, birkaç sandalye, küçük ama şirin gardırop, şu anda yanmayan borulu gaz sobası, temiz perdeler ve ahşap zemine boylu boyunca serilmiş Isparta halısı görüntüyü tamamlıyordu.

       Üç katlı ahşap evin girişindeki bu küçük oda, selamlık gibi bir yerdi. Kapısının bitişiğinde tuvaleti, binanın bahçeye bakan tarafında taşlığı, çamaşır için su ısıtmaya veya yemek yapmaya uygun büyücek bir ocağı vardı.

       Kapı açıldı, genç kadın bir elinde çaydanlık, öbür elinde demlikle içeri girdi. Kapıyı ayağıyla kapatıp masaya yöneldi ve çayı bardaklara dökmeye başladı.

      -Taşlıkta dondum valla, gene burası bir derece!

Giyinmeye devam eden genç adam cevap vermedi. Orta boylu, atletik yapılıydı. Arkadaşları ona boksör Kemal derlerdi. Hiç spor yapmamıştı, bu yüzden takılan lakaba anlam veremiyordu, ama hoşuna gittiği için hiç itiraz etmemişti. Kim bilir, belki de yaptığı ağır ve yorucu iş onu böyle güçlü kuvvetli yapmıştı.

      -Şu cama bak, kardan buzdan dışarısı görünmüyo!

      -Ben çıkıyorum. Karaköy’e gideceğim, yakıt dağıtım işinde çalışan bir firma tanker şoförü arıyormuş, gidip bi bakacağım.

      -Gaz bitti! Evde yiyecek bir şey kalmadı. Vallahi bunları da annemden getirdim.

Adam gene cevap vermedi. Kadın devam etti.

      -Ha! Ev sahibi Şükran teyze şikâyet ediyor. Kocasından dul maaşı olmasaymış aç kalırmış! Biliyorsun dört aydır kirayı veremiyoruz.

Sessizce gözlerinin içine baktı ama kadın bakışlarını kaçırdı, dönüp masayı toplamaya başladı. Oyalanmadan odadan çıkıp pabuçlarını giydi. Sokağa çıkınca atkısını düzeltmeyi, paltosunun yakasını kaldırmayı ihmal etmedi. Kar gerçekten de kuvvetli atıştırıyordu, doğruca Akaretler’deki tramvay durağına yöneldi.

***

       Ne caddede ne durakta kimseler yoktu. Allahtan çok beklemedi, 22 numaralı Bebek- Eminönü tramvayı Ortaköy istikametinden göründü. Çarşı girişine geldiğinde çan çaldı, o da eliyle işaret etti. Araç yavaşladı ve tam önünde durdu. Arka tarafa yöneldi, el tutamağını

yakalayıp açılır kapanır demir kapının aralığından kendini sahanlığa aldı. Dondurucu soğuğa rağmen burada yolculuk yapan iki çift vardı. Genç kadın ve erkek dünyayı umursamıyorlardı. Isınmak ister gibi birbirlerine sıkıca sarılmışlardı, neredeyse dudak dudağıydılar. Diğer kapının yakınındaki çift ise başka bir âlemdi. Kürk mantolu bu iki genç bayan da tıpkı ötekiler gibi sarmaş dolaş ve yanak yanağıydı, hatta yüzü kendine dönük olanın gözleri yarı aralıktı. Her iki çift de yeni geleni görmüş olmalarına rağmen hiç istiflerini bozmadılar. “ Vay be ne hale geldik! Eviniz barkınız yok mu sizin? ” “Biraz daha eğleşirsem beni de aralarına alır bunlar!” Diye aklından geçirip üstünde Fransızca yazılar olan mavi camlı kapıdan içeri girdi.  

       Vagonun öne ve arkaya dönebilen tek sıralı koltukları doluydu. Ayaktaki yolcular iki sıra yan yana dizilmiş dalgın gözlerle dışarıyı seyrediyorlardı. Mümkün olduğu kadar insanları rahatsız etmemeye çalışarak öne doğru ilerlemeye başladı. Yanaşabileceği boş bir yer bulamadı, birden az ilerisindeki kalın pilot montlu adamın cüzdanının neredeyse düşmek üzere olduğunu fark etti. Bir hayli şişkin oluşu da ayrıca dikkatini çekti. Hemen yanındaki kısa boylu, zayıf, çiroz gibi bir herif kendisi gibi durumun farkındaydı.“Acaba uyarsam mı? ” diye düşündü, ama sonra vazgeçti, çaktırmadan izlemeye başladı.

       Fazla beklemedi. Kısa boylu adam ince vücudunu hafifçe geriye atıp sol elini cüzdana uzattı ve kaşla göz arasında çekip aldı. Sonra işkillenip gören oldu mu diye belli belirsiz etrafa şöyle bir bakınca göz göze geldiler. Artık ikisi de birbirlerinin farkındaydılar. “ Bu iyi olmadı. Beni fark etti, ama olsun, ulan hırsız bücür! O paraları sana yedirmem.”

       Tramvay Tophane’ye yaklaşınca yankesici kapıya doğru ilerlemeye başladı. Boksör Kemal’in gözü cüzdana kilitlenmiş gibiydi, ardından seğirtti. Bu sırada araç durdu. Adam kapıyı bir çırpıda açıp kendini ön sahanlığa, oradan da eşiğe bile basmadan doğruca kaldırıma attı. Sonra da ardına bile bakmadan yokuş yukarı koşmaya başladı. Bunu o kadar çabuk yaptı ki Vatman hayretinden kasketini çıkarıp ensesini kaşıdı. Tam valfı açıp hareket edecekken bu defa diğeri yanından ok gibi geçip tramvayın gittiği yöne doğru eşikten atladı ve sonra da var gücüyle herifin peşinden koşmaya başladı. Üzerindeki devlet malı kalın giysilere rağmen soğuktan eli ayağı donma noktasına gelmiş çilekeş görevli bu defa sunturlu bir küfür savurdu.

      -Hastir oradan! Şeyin çocuğu! 

***

       Birkaç sokak ilerde yankesiciye iyice yaklaştı. Neredeyse ensesinden tuttu tutacak! Herif bunu sezmiş olmalı ki aniden zınk diye durdu. Dönüp gözlerini yüzüne dikti.

      -Yakaladım seni hırsız bücür!

Bir adım sokulup elindekini Kemal’e uzattı, bunu yaparken içi tıka basa para dolu cüzdanı iki eliyle iyice açmayı da ihmal etmedi. O güne kadar hiç görmediği mor beş yüzlüklere sanki büyülenmiş gibi bakıyordu.

      -Ağabey işte hepsi burada, istediğin kadar al!

Daha yakından bakıp miktarı anlamak istermiş gibi hafifçe eğildi. İşte o an olanlar oldu. Herif adeta sıçrayıp şiddetli bir kafa attı. 

      -Ah!

Boksör Kemal sendeleyip yere yıkıldı. Ağzı burnu kan içinde kalmıştı. Görebildiği son şey adamın yüzündeki alaysı ifadeydi. Yankesici cüzdanı dikkatlice cebine yerleştirdi, sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi sakin adımlarla köşeyi dönüp gözden kayboldu. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

0 yorum:

Yorum Gönder

Sonraki Kayıt Önceki Kayıt Ana Sayfa
Instagram

Kayıt olmak için E-Posta adresinizi giriniz:

Son Yorumlar

Popüler Yayınlar

İzleyiciler

Fotoğrafım
Apple of her mum and dad's eye, Yonca came to the world after having 41 weeks and 1 day womb journey and made her beloved ones happy. She was very active inside, so she continues this habit by clapping her hands so many times. Anne ve babasının göz bebeği, şans meleği 41 hafta ve 1 günlük anne rahmi serüveninden sonra dünyaya gelerek sevenlerini sevindirmiştir. İçerideyken kıpır kıpır olan Yonca, dışarıda da bu kıpırtıları bol bol el çırparak göstermektedir.

    Erkut Demirel'in Hikaye Kitaplarından En Çok Hangisini Beğendiniz?